“Sonra aklıma Baron Munchaussen’in matrak hikayelerinden biri geldi. Baron bir akşam av dönüşü, ormanda kocaman bir ayıyla karşı karşıya gelir. Kör talihe bakın ki, bütün cephanesi tükenmiştir. Ceplerini karıştırınca bula bula, iki irice çakmaktaşı bulur. Bir tanesini ayının kocaman açılmış ağzından içeri atar, hayvan can havliyle arkasını döndüğü anda da diğerini kıçına tıkıştırır. Bağırsaklardan yukarı doğru ilerleyen bu ikinci taş, tam midede diğeri ile çarpışır ve korkunç bir patlama meydana gelir, hayvan paramparça olur, kahramanımız da böylece paçayı kurtarır. Laf aramızda, ben de kendi çapında bir Baron Munchaussen sayılabilirim. Mahalledeki kuduruk arkadaşlarım arasıra çevreme toplanıp o anda uydurduğum hikayeleri dinlemeyi pek severler. Gelin görün ki, o an kendimi bu eksantrik kahramandan ziyade, ağzına ve kıçına birer çakmak taşı sokuşturulmuş ayıya daha yakın hissetmekteydim.”
“Ruhun mu ateş, yoksa gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi alevden?
Sen istediğin, ondan bu gönül zorla tutuştu…
Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse…
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğurunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgârları attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır senden İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla, gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden…
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
“Sevginin niçini olmaz ki  efendim… Düşünsem belki makul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakiki sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz. Sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. Bu da hodbinliğimizden doğar efendim.”