"Hayır Şâkül Bey! Hayır! Mücrimler içindir bellek. Saklayacak şeyi olmayanın belleği de olmaz. Dahiyi dahi yapan tarihe geçen sıra dışı düşüncelere sahip olöası değil, sıradan düşüncelere herkesten çok inanmasıdır! O, herkesin kendi gözüyle gördüğünü herkesin gözüyle görendir. Oysa sizler mucize bekliyorsunuz dehadan, en sıradan şeylerde en büyük mucizelerin saklı olduğunu görmeksizin. Tanrı'nın gökten yere yağmur yağdırması yetmiyor size. İstiyorsunuz ki bir de yerden göğe doğru yağdırsın."
"Evet! Ölüm her halükârda yaşamak arzusundan doğmalı, hayatın üzerinde yükselmelidir. Gerçek bir hayata sahip olmayanın gerçek bir ölümü de olmaz. Toparlayınız kendinizi! Uzun ve zorlu bir mesai bekliyor bizi. Ölüm zaten cebimizdedir. Şimdi bizler onun yanına hayatı katmak için uğraşacağız."
Sonunda, yalnız kendisinin işitebileceği bir fısıltıyla, başka çarem kalmadı, diyerek bir kapının girintisine yürüdü, çevresine bakındı -gözleyen yoktu, evet- ve cebinden ince uzun bir not defteri çıkardı. Defterin kapağında, büyük, köşeli harflerle şu sözcük yazılıydı: BUDALALIKLAR. Kien’in bakışları önce bu sözcük üzerinde durdu, sonra sayfaları çevirdi, defterin yarısından fazlası doluydu; unutmak istediği her şeyi buraya geçirirdi. Önce tarihi, saati, mekanı yazmakla işe başlar, bu verileri, insanların ne denli budala olduklarını gözler önüne seren yeni bir olayın dile getirilmesi izlerdi. Her olayın sonuna da bir başka özdeyiş eklerdi. Derlediği budalalıklar, bir daha asla açılıp okunmazdı; defterin kapağına şöyle bir göz atması, yeter de artardı.