Kitabı bitirdim ve kendime şunu soruyorum: Benim hayatımdaki Bastiani Kalesi neresi, Tatar Çölü ne, ve ben bu ikisi arasında ne kadar zamandır "sadece bekliyorum?"
Hayır, Drogo fiziksel olarak çökmemişti, eğer yeniden ata binmek ya da merdivenleri hızla çıkmak istese, bunu pekâlâ yapabilirdi ama önemli olan bu değildi. Önemli olan, böyle bir şeye hiç heves etmemesiydi, öğleden sonralan taşlıklı ovada yürüyüş yapacağına kısa bir uyku çekmeyi tercih ediyordu. İşte önemli olan budur, ancak bu, yılların geçişinin bir göstergesidir.
Yavaş yavaş güveni azalıyordu. İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. İşte tam da o dönemde, Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını farketti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde diğerlerinin, duyduklan sevgi nedenli büyük olursa olsun, bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. “Dur! Dur!” diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu; insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor, kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.