Selahaddin Eyyubi, Kudüs'ü
fethettiğinde kılıçla değil, merhametle girdi şehre. Kan dökülmedi, mabetler yakılmadı. Çünkü Kudüs, alınacak değil; emanet edilecek bir şehirdi. Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman, Kudüs surlarını onarırken bunu güç göstergesi olarak değil, emanet bilinciyle yaptı. Kudüs, Türk-İslâm medeniyetinin vicdanında "emanet şehir" olarak yer aldı.
Emanet, ciğer gibi korunur; dışa değil, içe aittir.