Müslüman coğrafyasının acziyeti, gençlerin umutlarını birer birer tüketti. Tembellik, en büyük düşmanımız haline geldi. Çalışmamız gerekirken beklemeyi seçtik, üretmek yerine sustuk. Düşen her bombanın yankısında, bizim sessizliğimiz duyuldu. Bu sessizlik, mazlumların çığlıklarına karıştı ve biz, herkesin konuştuğu bir dünyada kayıtsızlığımızla kendi içimize kapanmış bir neslin habercisi olduk.
Gençlerin inandığı değerler ise birer birer yok oldu. Bir zamanlar adaletin, birlikteliğin ve fedakârlığın temsilcisi olarak gördüğümüz idealler; çıkarların, korkaklığın ve sessizliğin gölgesinde eriyip gitti. Adaleti savunacağına inandığımız liderler sustu, mazlumlara umut olacak dediğimiz toplumlar yüz çevirdi. Bu kaybolan değerlerin ağırlığı, gençlerin omuzlarında taşınamayacak bir yük haline geldi.
Güven duyduğumuz o yüce kavramlar, artık sadece hayal kırıklıklarını hatırlatıyor. Ama her şeye rağmen bir umut, bir kıpırtı var içimizde. Gençlik, yeniden inançla dolmayı bekliyor. Bu enkazın altından çıkaracağımız tek şey, inandığımız değerleri yeniden diriltmek olmalı. Çünkü ancak o zaman, sustuğumuz yerden konuşmaya başlayabiliriz.
Ümran SALİÇ