Umut Balaban

Umut Balaban
@umutblbn
Mustafa Kemal Atatürk Bilim, felsefe, kültür ve yedinci sanat...
Koordinatör
SDÜ
Ankara
11 Ekim
9 okur puanı
Kasım 2025 tarihinde katıldı
Göze çarpmama, zorla ilişmeme ve ayak dirememe gibi olumsuzlayan ifadeler, en yakm el-altında-olanm varlığının müspet fenomenal karakterlerini dile getirirler. Söz konusu “olumsuzlama ekleri”, bizatihi var olmayla tasavvur ettiğimiz ve karakteristik olarak “öncelikle” mevcut olana, konusal olarak tespit edilebilir olana atfettiğimiz el altında olanın bizatihi-kendisinde-tutma karakterini ifade eder. Mevcut olanı birincil olarak ve münhasıran cihet kabul etmek suretiyle “bizatihiliği” ontolojik olarak aydınlığa kavuşturmak asla mümkün değildir. Eğer “bizatihilik”ten söz etmek, ontolojik açıdan kayda değer olacaksa, (*) bu konuda ister istemez bir tefsirde bulunmak gerekecektir. Çoğunlukla varlığın bizatihiliğine, ontik şeyler tamamıyla empatik olarak istinat edilir ve bunda fenomenal açıdan haklılık payı da vardır.
Sayfa 78 - (*) Arkadaşlar, burada 76. Sayfa incelenebilir.·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Vücuda getirilen eser, sadece kullanımının nebiçinliğini ve terkibinin muhtevasını imliyor değildir. Basit el işçiliğiyle ilgili durumlarda bile eser, onu taşıyanı ve kullananı imler. Eser adeta onun bedeninin bir parçası olur, (*) eserin oluşum süreci içinde o “var” olur. Kitlesel ürünlerin vücuda getirilişinde bile bu temellendirici imleme eksik değildir; sadece belirlenmemiştir, yani herhangi bir şeye işaret eder, dolayısıyla vasattır. Demek ki, eserle birlikte sadece el altında olan bir varolan değil, ilgilenme sırasında eseri el altında olana dönüşen ve varlık minvali insan olan varolanla da karşılaşılır. Bununla birlikte, içinde onu hem üzerlerinde taşıyanların ve tüketenlerin yaşadığı, hem de bizim kendimizin olan bir dünyayla karşılaşılır.
Sayfa 75 - (*) Burada 71. Sayfa incelenebilir.·Kitabı okuyor
Alıntı
El altında olan ne esasen teorik olarak kavranmıştır, ne de kendisi öncelikle bir şey içinlik için bir şey içinsel olarak konu oluşturmaktadır. En yakın el altında olanın özgünlüğü, tam da sahih olarak el altında olabilmek için kendi el altında oluşu içinde kendini bir anlamda geri çekiyor olmasıdır. Hergünkü münasebet içinde olmanın öncelikle eğleştiği şeyler, bizatihi çalışma gerecinin kendisi değil, birincil olarak ilgilenilen ve bu sebeple de el altında olan eserdir, vücuda getirilecek olandır. Eser, içinde gereçle karşılaşılan imleme bütününü bünyesinde taşır. Örneğin çekiç, planya, iğnenin ne içinliği olarak vücuda getirilecek eserin varlık minvali de kendi açısından bir gereçtir. Vücuda getirilecek olan ayakkabı giyilmek (ayak gereci), imal edilen saat ise zamanın okunması içindir. İlgilenerek münasebet içinde olmada yaygın olarak karşılaşılan eser -üzerinde çalışılmakta olan şey kendine özsel biçimde ait olan kullanılırhğı içinde hep kendi kullanılırlığının ne içinliğinin de onunla birlikte karşılaşılmasmı sağlar. Öte yandan ısmarlanan eser de sadece onun kullanım zemini üzerinde ve kullanım sayesinde keşfedilen varolanın imleme rabıtası içinde var olur.
Sayfa 72·Kitabı okuyor
Alıntı
Gerecin her zaman kendisine uygun olan ve kendini, kendi varlığı bakımından ancak böylelikle sahici biçimde gösterebilen söz konusu münasebet içinde olma (örneğin çekiçle vurma), varolanı konusal olarak mevcut bir nesne olarak kavrayamadığı gibi, onu kullanmak onun bizatihi gereç yapısının bilgisine sahip olduğumuz anlamına da gelmez. Çekiçle vurmak çekicin gereç karakterine ilişkin ayrıca bir bilgiye sahip olmak demek değildir. Bizler çekiçle vurarak, bundan daha uygun olmayan bir tarzda kendimize çekici maletmiş oluruz. Kullanarak münasabet içinde olmakla ilgilenme, kendisini ilgili gereç için temellendiren bir şey içinliğin emrine teslim olur; çekiç nesnesine ne kadar az gözümüzü dikip bakarak, çekiç nesnesi ne kadar çok elle kavranarak kullanılırsa, onunla olan ilişki o kadar asli biçimde kurulur, çekiçle o ne ise öyle (yani bir gereç olarak) ve sırsız olarak karşılaşılır.
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Alıntı
İçinde-var-olma birincil olarak bilerek dünya-içinde-varolmadan hareketle belirlenmeye çalışılsa da burada yapılacak ilk iş, bilmenin dünya içinde ve dünyaya yönelik bir varlığın fenomenal karakteristiği olarak ortaya konulması olmalıdır. Bu varlık ilintisi üzerinde akıl yürütüldüğünde, bilinen bir varolan peşinen verili olur ve bu varolana doğa denir. Oysa bu varolanda bizatihi bilmeyi görmek mümkün değildir. Bilmek “var” ise eğer, sadece bilmekte olan varolana aittir. Ama bu varolanda da (yani bir nesne olarak insanda) bilmek mevcut değildir. Öyle ya da böyle, bilmeyi bedensel nitelikler gibi dışsal olarak belirlemek mümkün değildir.
Sayfa 62·Kitabı okuyor
Alıntı