nur

Dışta ve nefiste bulunuş arasındaki yegane fark, dışta bulunan mahiyetin duyulur, nefiste bulunan mahiyetin ise makul oluşudur. Aklî idrak de makul bir mahiyetin nefiste meydana gelmesidir. Bu anlamda husul kelimesi, zorunlu olarak zihni varlığı yani mahiyetin nefiste var olmasım ifade eder. Fakat nefisteki makulün dıştaki nesnenin mahiyetine tekabül ettiğini söylemek, başka bir sorunu doğurmaktadır: Mahiyetler aynı ise dıştaki ve nefistekinin -mesela dıştaki ateş ile nefisteki ateşin- aynı hükümleri doğurması gerekecektir. Oysa ateşin nefiste meydana gelmesiyle dışta meydana gelmesi veya ateşi bilmek ile ateşin dışta var olması aynı sonuçları doğurmamaktadır. Öyleyse bilginin husul olduğu veya mahiyetin zihinde var olduğu nasıl söylenebilir? İşte bu sorunun cevabında İbn Sina mahiyetlerin bulundukları mahalle göre farklı durumlara kaynaklık ettiğini belirterek nefisteki mahiyet ile dıştaki mahiyetin mahiyet olmakta özdeş olmalarına rağmen bulundukları mahaller sebebiyle farklılaştığını iddia eder.
Sayfa 93·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Heyulani, bilmeleke, bilfiil ve müstefat akıl kavranılan nefsin farklı güçlerini değil, bilgi durumlarını ifade etmektedir. Heyulani akıl, nefsin makullerden yoksunluğunu; bilmeleke akıl, ilk makulleri yani evveli bilgileri; bilfiil akıl, ilk makullere dayalı ikincil makulleri yani kesbi bilgileri; müstefat akıl ise nefsin makullerle tamamıyla ünsiyet kurmasını ifade eder. Nefis, heyulani akıl seviyesinde kendisi olduğu gibi müstefat akıl seviyesine yükseldiğinde de kendisi olarak kalmaktadır. Makullerin nefse gelmesi nefsin cevherini değiştirmemekle birlikte onun tecerrüt etmesini sağlayarak onu yetkinleştirmektedir. Bu yetkinleşmenin nefis için ne kadar esaslı olduğu, ancak nefsin öldükten sonra ebedi mutluluğa eriştiği veya ebedi bedbahtlıkta kaldığı dikkate alındığında anlaşılabilir. Dolayısıyla tıpkı insanın çocukken adam olması ama yine de insan kalması gibi nefis de heyulani akılken müstefat akıl olmakta ve yine de kendisi kalmaktadır. Her iki örnekte de değişen şey, cevherini koruyarak başka bir şey olmaktadır. Dahası söz gelişi "Nefis bilfiil akıl olur" denildiğinde "bilfiil akıl" sözü, müktesep makulleri ifade ettiğinden nefsin bu makuller olması ve bunlar olarak yetkinleşmesi anlamına gelmektedir.
Sayfa 87·Kitabı okuyor
Fahreddin er-Razi'nin de dediği gibi İbn Sina, el-Mebde' ve'l-mead'daki fasılda bilgi ile bilinenin ittihadını savunur. İbn Sina'nın bu kitaptaki görüşü, kendiliğinden makul olan mahiyet ile bir aklın soyutlamasıyla makul hale gelen mahiyet ayrımına dayalıdır. Bir aklın soyutlamasıyla maddeden ve maddenin ilgilerinden soyutlanmış olan mahiyet, soyutlanmadan önce bilkuvve makuldür ve ancak soyutlamayla bilfiil makul hale gelir. İbn Sina doğal ve yapay cisimleri örnek verir. Çünkü cisimler, zatları sebebiyle makul değildirler, ancak bir aklın soyutlamasıyla makul hale gelirler. Kendiliğinden makul olan mahiyet ise doğal olarak soyutlamaya muhtaç değildir. Zira onun zatı kendiliğinden makuldür. İbn Sina mahiyetleri bu şekilde taksim ettikten sonra bu mahiyetlerin akıldaki durumuna geçerek birinci kısımda soyutlanan mahiyetin ve ikinci kısımda kendisi soyut olan mahiyetin kuvve halindeki bir akla yerleştiğinde onu bilfiil akıl yapacağını belirtir. Ancak makul mahiyet ile akıl arasındaki ilişki belirgin değildir.
Sayfa 74·Kitabı okuyor
Şeyin mahiyetini "akılda o şeyden alınan şey" olarak tanımlayan Tusî, Fahreddin er-Razi'nin, "Gökten alınan makul, dışta var olan göğe eşit değildir" sözünü şöyle değerlendirir: Eğer Fahreddin er-Razi, zihin ve dıştakinin eşit olmadığını söylerken soyutlanmış ve soyutlanmamış olmayı kastediyorsa bu doğrudur. Yani akıldaki soyut iken dıştaki soyut değildir. Şayet Fahreddin er-Razi gök kavramının soyutlanmış gök ile arazlarla kuşatılmış olarak bulunan gök arasında ortak olmadığını kastediyorsa bu yanlıştır. Şayet "Gökten alınan makul, var olan göğe mahiyetin tamamında eşit değil demek istiyorsa bunun anlamı, gökten alınan makul, makul haldeyken gökten alınan makule eşit değil demektir ki bu, açıkça anlamsızdır. Zira gökten alınan makul, var olan göğün mahiyetinin kendisidir."
Sayfa 71·Kitabı okuyor