nur

“Ben şimdi ağıt mı yakmalıyım, şiir mi okumalıyım, ah mı etmeliyim yoksa her gece bir masal mı anlatmalıyım kendime? Her şeyin yolunda olduğu o yol nerede? Her şey elimizdeyse benim elim nerde?” Seyyidhan Kömürcü
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İbn Sina düşüncesinde ilke olarak alemdeki bütün varlıklar kendi hiyerarşilerine uygun olarak " ilk ilke"ye benzemeyi arzularlar. Fakat bu benzeme, birinci akıl için doğrudan Tann'nın kendisine özenmek şeklinde gerçekleşirken birinci göğün nefsi için birinci akla, ikinci göğün nefsi için ikinci akla özenme ve bunlar aracılığı ile Tanrı’ya benzeme şeklinde gerçekleşir. Ay altı aleme gelindiğinde bu durum, insan nefsinin faal akla öykünmesi ve onun aracılığı ile Tanrı'ya öykünmesi olarak ortaya çıkar. Bu öykünmenin sonucu, öykünülen ile öykünenin benzeşmesi, diğer deyişle öykünenin yetkinleşmesidir. Dolayısıyla insanın yetkinliği, faal akla benzemesi ve maddenin sınırlılığından kurtularak bir akıl haline gelmesidir. İşte bu yetkinliğin eyleme dönüşmüş hali, bilgi, taakkul, akletme vb. kelimelerle ifade edilen akli idraktir.
Sayfa 34·Kitabı okuyor
İnsanın ay altı alemdeki bu ayrıcalıklı konumu, onun aynı zamanda yetkinlik sürecini de belirler. Çünkü o, bir bütün olarak ne akıldır ne de cisim, aksine nefsi yönüyle akıl iken bedeni yönüyle cisimdir ve her bir yön bakımından farklı kuvvelere sahiptir. Nefsin temel işlevi akletme (ilm, taakkul) iken beden işlevlerini dış ve iç duyular olarak ifade edilen farklı kuvvelerle icra eder.
Sayfa 34·Kitabı okuyor
Göksel cisimler ile yersel cisimlerin cisimlik doğasında ortaklığı, her iki cisim sınıfının da üç boyutluluğa elverişli, dolayısıyla madde ve suretten birleşmiş olmasını gerektirmektedir. Bu sebeple madde ve suretten birleşmenin genel hükümlerinde her iki cisim sınıfı da ortaktır. Madde-suret ikilisinden madde, belirsizliğe, henüz olmamışlığa ve kabule delalet ederken suret, belirginliğe, tamamlanmışlığa ve yerleşmeye (hulul) delalet eder. Bu bakımdan bütün cisimler, gerçekte üç ilkeden oluşur: Madde, suret ve göreceli yokluk. Burada yokluk, suretlenmiş bir maddenin suret almadan önceki durumda alacağı suretten yoksun olmasını ifade eder. Dolayısıyla yokluğun ilke olmasmm anlamı, maddenin hangi sureti alacaksa o sureti almadan önce ona sahip olmaması demektir. Bu sebeple yokluk, olumsuz bir ilkedir ve nesnenin dışta gerçekleşmiş olan zatının bir parçası değildir. O halde cisim olmak bakımından cisim, madde ve suretten bileşmiş bir zata sahiptir ve kendisini önceleyen bir cisim olmadığından herhangi bir konuda da var olmaz. Diğer deyişle cisim, ilkesiz var olmak anlamında değil, herhangi bir konuya muhtaç olmaksızın var olmak anlamında kendi başına var olan bir cevherdir. Bir şey kendi olması bakımından sahip olduğu özelliğini kendisi var olduğu sürece sürdürdüğünden ister ilk cisim olsun ister kendisini önceleyen başka cisimlerden sonra var olsun bütün cisimler, daima bir konuda olmaksızın var olur. Bu sebeple cisim, cevher kategorisindendir ve göksel cisimler ile doğal cisimler dediğimiz ay altı alemdeki cisimler, bu genel hükümde ortaktır.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Faal akla gelinceye dek akıllardan yalnızca bir nefis çıkmasının sebebi, göksel cisimlerin tekliğidir. Zira göksel cisimler oluş ve bozuluşa konu olmadığından onlarda suret değişimleri gerçekleşmemektedir. Dolayısıyla akıldan bunlara kabillerin değişmesiyle değişecek farklı nefisler sudur etmesini gerektiren herhangi bir sebep yoktur. Bu bakımdan onların değişime uğramayan bir cismi ve bu cismi idare eden bir nefsi vardır. İbn Sina'ya göre feleklerin nefisleri akli varlık olduğundan iyiliği (hayr) aklederek cisimlerini hareket ettirirler. Ayrıca bu nefisler, cisim sahibi olduğundan tahayyül gücüne sahiptirler. Tahayyül gücüne sahip olmalarının anlamı, tikelleri ve tikel durumları tasavvur ve irade etmeleridir. Bu sebeple feleklerin kendi ayrık akıllarından alıp aklettiği makuller, onların harekete dönük arzusunun ilkesi iken tahayyülleri de ay altı alemdeki oluşu ve bozuluşların yani tikel hareketlerin ilkesidir. Felekler, olan ve bozulan şeyleri onlardan hareketle değil, illetlerden alarak tahayyül ettiğinden onların tahayyülü, insandaki tahayyülle aynı türden olmasına rağmen insan tahayyülüne kıyaslanmayacak ölçüde etki gücüne sahiptir.
Sayfa 29·Kitabı okuyor