Her insanın yaşamı zorluklarla doludur ama bu insanlardan bazılarının aynı zamanda manevi tatmine de ulaşabilmelerini sağlayan şey onların acıyla baş etme biçimleridir. Aslında her acı, bir şeylerin ters gittiğini gösteren bir işarettir. Sonuç, acıyı çeken kişinin zekasına ve zihinsel gücüne bağlı olarak iyi ya da kötü olabilir. Acıdan duyulan sıkıntı kişiyi paniğe de sürükleyebilir; onun, sorunun ne olduğu konusunda doğru bir analiz yapmasını da sağlayabilir. Haksızlığa uğrayan kişi gidip bir cinayet de işleyebilir, dünyayı sarsacak bir ekonomi kuramı da ortaya atabilir. Kıskançlık duyan insan tatsız biri haline de gelebilir, rakibiyle karşılaşmaya karar verip ortaya bir başyapıt da çıkarabilir.
Arkadaşları tarafından bize miras bırakılan Sokrates'in konuşmaları takdirimizi kazanıyorsa bunun tek nedeni vardır: Çoğunluğun onayı. Bu takdirin altında bilgi yatmaz, zira bu diyaloglar bizim bugünkü anlayışlarımızın çoğuna aykırıdır. Eğer günümüzde Sokrates'inkilere benzer bir şeyler yazılsaydı, bunları değerli bulacak az insan çıkardı. Aslında biz, ustalıkla büyütülmemiş, şişirilmemiş hiçbir şeyi değer kabul etmeyiz. Bu türden bir değer ancak saflık, basitlik diye nitelenir; bizim kıt anlayışımız bunun bir değer olduğunu fark edemez bile... Bizler için basitlik, boşkafalılığın yakın akrabası olup ayıplanması gereken bir özellik değil midir? Sokrates'in ruhunda sıradan insanın doğallığı vardır: Bir çiftçi nasıl konuşursa, sıradan bir kadın nasıl konuşursa o da öyle konuşur... Çıkarımlarını ve karşılaştırmalarını yaparken, en sıradan en bilindik insan etkinliklerini kullanır ki söylediklerini herkes anlayabilsin. Eğer bugün yaşasaydı ve böyle sıradan bir anlatım biçimi kullansaydı bizler, yani, bilgiyle şişirilmemiş her şeyi adi ve alelade diye değerlendiren, gösterişli bir biçimde ortaya konmamış hiçbir güzelliğin asla farkına varamayan bizler onun ortaya attığı müthiş düşüncelerdeki asaleti, ihtişamı da asla göremezdik.