… Bunları ben de biliyorum. Ama başka bir şey olduğunu da biliyorum. Ufacık bir şey. Açıklayamıyorum onu. Hiç kimseye. İşte, yavaşça suyun dibine doğru, korkuya doğru kayıyorum.
"Küçük insan"ın yaşam yolunda ayrılıklar vardır: doğumdan memeden kesilmeye, ergenlikte özerklik edinmekten bağımsız yaşama... Ayrılıklar yoluyla farklılaşma, her bir kişinin oluşumunun zorunlu parkurudur. Kişi kendi kimliğini böyle edinir. Ayrılmak, farklılaşmaktır, dolayısıyla tıpkı her bir hücre gibi yaşamın en başında kendini tanımlamaktır.
Her evlilik engellerle, güçlüklerle, anlaşmazlıklarla karşılaşır. Eşlerden biri daima diğerine hakim olmak, hep haklı çıkmak ister. Çok sayıda çiftin şansına bu durum düşer; insan ilişkilerinde nispeten yaygın bir dinamiktir bu. Buna karşılık, narsistik sapkın işi partnerinin kişiliğini keyfince şekillendirmeye kadar vardırır. Partnerinin iradesini, özsaygısını, geleceğini, coşkusunu... yaşamını elinden alır.
Sosyolog François de Singly'ye göre günümüzde ailenin tanımı "mahrem kolektif'dir... Ona göre bu evrime damgasını vuran üç büyük değişim olmuştur: Öncelikle, 1970 yılında "aile reisi" kavramının ortadan kaldırılmasıyla birlikte babanın mutlak erkinin sonu - anneler de o dönemde "ebeveyn" olarak kabul edildiğinden babanın otoritesi artık tek ve egemen değildir; ardından, 1999 yılında eşcinsel çiftlerin kabulü ve Pacs'in [Sivil Dayanışma Paktı] kurulması; son olarak da 2000 yılında çocukların da yetişkinlerle aynı sıfatla "kişi” oldukları ilkesinin ifadesi.