Aşk meselesine başka şekillerde de bakılabilir. Antik Yunanların felsefesi aşk ile öğretme arasındaki ilişki üzerine artık pek rağbet görmemekle beraber gayet faydalı bir bakış açısı sunuyor. Buna göre aşk evvela başka bir insanın daha iyi taraflarına duyulan bir hayranlık, erdemli vasıflarla karşılaşmaktan duyulan heyecandı.
Dolayısıyla aşkın derinleşmesi daha erdemli olmayı -öfkeden ve hoşgörüsüzlükten nasıl biraz daha uzaklaşılacağını, nasıl daha meraklı veya cesur olunabileceğini, öğretme ve öğrenme yollarını daima beraberinde getiriyordu. Gerçek âşıklar birbirlerini oldukları gibi kabul etmeye asla razı gelmezdi. Tembellikle ve korkaklıkla, ilişkinin bütün amacına ihanet etmek olurdu bu. Zira kendimizi geliştireceğimiz ve başkalarına öğreteceğimiz bir şeyler hep vardı.
Bu antik Yunan perspektifinden bakıldığında, âşıkların birbirlerinin karakterleriyle ilgili muhtemel talihsizliklere veya rahatsızlıklara dikkat çekmeleri ve aşkın ruhundan vazgeçtikleri anlamına gelmemeliydi. Aşkın özüne bu kadar sadık kalan bir şey yapmaya çalıştıkları için tebrik edilmelilerdi: Ne de olsa partnerlerinin daha iyi hale gelmesine yardım ediyorlardı.
Daha gelişkin, Yunanların aşk idealinin biraz daha iyi kavrandığı bir dünyada, bir meseleye parmak basmak istediğimizde bu kadar beceriksizce, korkakça ve saldırganca davranmazdık herhalde. Geribildirim aldığımızda bu kadar alınganlık edip hemen pençelerimizi çıkarmazdık. İlişki içindeki eğitim kavramı, gereksiz yere tedirgin edici ve olumsuz çağrışımların bazılarından böylelikle kurtulurdu. Sorumluluk nedir bildiğine güvendiğimiz ellerde, her iki proje de - öğretmek ve öğrenmek, partnerimizin kusurlarına dikkat çekmek ve eleştiriye açık olmak- nihayetinde aşkın asıl amacına sadık kalırdı.