Yüreğimin Filminde Bir Koku
Ey hoş koku, sihirli çiçeklerin hatırası Bu dar evrende, bu unutuluş vadisinde Hiçbir şeyi olmayan ve hiçbir şeye ait olmayan Başıboş bir rüzgâr gibi yalnız bırakma beni Gel doldur yüreğimi görüntülerinle Defalarca kapıldım çünkü sihrine bu rüyanın Defalarca ışık saçıldı üzerime… Öyle çok öptüm ki hayatı dudaklarından Öyle çok dokundum ki alnına ölümün, Ne kadar battıysa toprağa ellerim, O kadar yeşil doğdum ben yeniden. Heyhat! Ne büyük yanılgıymış, ne büyük aldanış! Ah, bu acı anne, tüm sınır kapılarında, bütün evlerde Bütün balkonlarda, tüm yemek tabaklarında Bütün merdivenlerde, tüm kaldırımlarda Ve yataklarda, ve yastıklarda... Ah ne aptalmışım ben anne! Bir şiire benzeyecek sanırdım hayatım Oysa defalarca okşadı yüzümü şu ıslak rüzgâr Defalarca yumuşattı kinimi bu beyaz güneş Ama düşün şakağa değdiği sırada Birdenbire iniverdi gözlerime karanlık. Ne büyük yanılgı! Ne çok yanılmışım ben anne! Çünkü mumlar söner ve kör olur hep aynam Ve aman… Kanayan bir şeyler var Ve kırılan hep, -yüreğimin filminde.
-İronik bir görüngü zengin ve yoksul birlikteliği
Zenginler yoksulların “hizmetlerine” ihtiyaç duyduğu gibi yoksullar da zenginlerin “yardımına” ihtiyaç duyar. Bu düzenin tamamına boyun eğmeyi reddeden kişi ise “yoksulluk ve unutuluş içinde ölecektir”.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Zihnime üşüşenler
İnsan, bazı hakikatleri defalarca öğrenir. Bir an gelir, gerçeği kavrar ve her şey berraklaşır. Fakat zaman, o berraklığın üzerine ince bir sis gibi çöker. Böylece idrak aşınır, unutuluş sessizce baş gösterir. Sonra hayat, aynı hakikati yeniden karşımıza çıkarır, biz de eski bir yarayı tanır gibi onu tekrar kavrarız. İnsan ne zaman, “Öğrendim, bu hakikati de heybeme koyup yolculuğuma devam edebilirim.” deme aşamasına gelir bilinmez…
Duygu ve Düşünce
İnsan ve Duygular
Bekleyiş. Hayatta hiçbir şey sonsuz değildir. İnsan ömrü de sonludur, mutluluk da, keder de. Her şey değişiyorsa, "sonsuz bekleyiş" nasıl var olabilir? Evet, uzun süren bekleyişler vardır. Bazıları yıllar sürer. Bazıları insanın ömrüne yayılır. Ama sonsuz olan hiçbir şey yoktur. Bu yüzden bir noktadan sonra beklemeye devam etmekten daha değerli olan şeyin anılarla barışmak olduğunu düşünüyorum. Anıların içinde yaşamak değil, onların bıraktığı hüznü, sıcaklığı ve nostaljiyi kabul etmek... Anılar geçmişi geri getirmez. Sadece onun izini taşır. Acı. Stoacılar şöyle der: Bir acı aynı anda hem şiddetli hem de uzun süreli olamaz. Bu düşünceyi her hatırladığımda kendime aynı soruyu soruyorum: Eğer bazı acılar yıllarca sürüyorsa, bunun ne kadarı gerçekten acıdır, ne kadarı ise bizim onu yaşatmakta gösterdiğimiz ısrardır? Belki de iyileşemeyişimizin sebebi her gün dönüp aynı yaraya dokunmamızdır. İnsan acısını kaybetmek istemez. Çünkü o acının içinde sevdiği birinin hatırası vardır. Unutuluş. Bir zamanlar hayatımızın merkezinde duran insanlar bile zamanın içinde yavaş yavaş silikleşir. Anılar tozlanır. Detaylar eksilir. Sesler unutulur. Yüzler bulanıklaşır. Ve bir gün gelir, insan geçmişi hatırlamak için bile çaba göstermek zorunda kalır. Aslında unutmak sandığımız kadar kötü bir şey değildir. Çünkü insan hiçbir şeyi unutmasaydı, yaşadığı bütün kayıpları ve bütün kırgınlıkları aynı ağırlıkla taşımak zorunda kalırdı. Ve hiçbir kalp bu kadar yükü uzun süre taşıyamazdı. Olgunlaşmak. Birçok insan olgunlaşmayı hissizleşmek sanıyor. Ben öyle düşünmüyorum. Olgunlaşmak, duyguların ölmesi değildir. Sadece insanın gözlerinin değişmesidir. Artık her parıltıyı ışık sanmaz. Her heyecanı derinlik zannetmez. Her karşılaşmayı kader diye adlandırmaz. Zaman geçtikçe insanın zevki de
İnsan ve Duygular
Suskunluğun mezarlığı;
Gecenin içinde yüzüm siliniyor, ayna bile hatırlamıyor beni. Bir boşluk, adımı içinden siliyor, sanki hiç var olmamışım gibi. Duvarlar daralıyor yavaşça üstüme, nefesim bile fazla geliyor eve. Kendimden kaçtıkça daha da düşüyorum, her adım bir başka çukura gebe. Bir ışık değil, bir unutuluş arıyorum, sessizliğin içinde kaybolmak gibi. Konuşsam içim parçalanacak biliyorum, o yüzden susmak en ağır dili. Zaman geçmiyor, sadece çürüyor, her şey yerinde ama eksik. Ben içimde yavaşça gömülüyorum, kimsenin görmediği bir mezarlık gibi. ~MMÇ~
"Ama unutursunuz beni, bir gölge gibi silinir giderim." Madam Bovary
Edebiyat