9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
Yasın evrelerini tanımlayan ve literatüre sokan Elisabeth Kübler-Ross un terminal dönem hastaları gözlemlediği bir kitap. Onlar, çevrelerindekileri, onlarla ilgilenen profesyonelleri inceleyen yazar bunlardan bir sentez oluşturmuş. Dünya tarihinde son asra baktığımızda artık her şeyin sterotipleştiğini herkesin birbirine benzemeye başladığını görürüz. Çağın en büyük hikayesi hissetmek değil hissettirilmektir. İnsanın bireysel varlığından ziyade toplum içindeki yeri önemsenir. Herkes başarılı olmalı, herkes üretmeli. Bu süreklilik kaygısı insanlarda doğal olan süreçleri baltalamakta, onlara karşı yabancılaştırmakta. Hastalık ve ölüm sanki hayatın sarsılmaz bir gerçekliği değilmişcesine insanlara yabancılaştırılmakta. Aslına bakarsanız ana rahmine düştüğümüz andan itibaren ölümlü bir varlık oluyoruz. Aldığımız her nefes bir sonrakinin belirsizliğini barındırıyor. Hal böyleyken ölüm nasıl karşılanmalı? Terminal dönemde olan ve ölümle yüzleşen ya da yüzleşmek üzere olan hastalarda bu sorunun cevabını arıyor yazar. Kimi zaman hastada, kimi zaman hastanın yakınında kimi zamanda hastayı nesneleştiren sağlık profesyonelinde. Bir hekim olarak önemsediğim ve oldukça beğendiğim bir kitap oldu.
Ölüm ve Ölme ÜzerineElisabeth Kübler-Ross · Profil Kitap · 2023203 okunma
Ağızdan çıkan söz, artık senin değildir!
8/10
·241 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 19:04
Doğada bilinci en düşük doğan varlık insandır. İnsan büyükçe, bilinci de büyür, gelişir. Kimisinde çok, kimisinde az, kimisinde de hiç yoktur. Yazar da iletişim uzmanı olduğundan, hem kendine, hem de insanlara katkı sağlamak, geliştirmek ve de insanlığa yükselen merdivende yürümek adına, bu kitabı yazmıştır. İnsanlar arasında özelikle iş yaşamında konuşmayı, dinlemeyi ve iletişime geçmeyi iyileştirmek, Yaşanan sorunların iletişim eksikliği ya da hatalarından kaynaklandığını; gösterdiği ve anlattığı olaylarla ifade etmiştir. Konuşma yöntemleri ve sorun çözme tekniklerini kitapta ayrıntılı olarak örneklerle anlatılmış, iş yaşamında gruplar arasında yaşanan iletişim ve düşünme eksiklerinin çözümü noktasında, bir yol gösterici ya da pusula görevini kitap üstlenmiştir. Ama, yazar Amerikalı olduğundan oradaki iş yaşamı odak noktasıdır. "İnsan gibi yaşamalı, değerleri parlatmalı, ilk önce kendimizle,sonra da diğer insanlarla iyi geçinmeliyiz. Yaşıyorsak, üretmeli, ne olursa olsun faydalı olmaya çalışmalıyız." Çıkarımını kitaptan edindim. Yazar bu kitaba 20 yıl emek vermiştir. Emeğine sağlık demek istiyorum. Onun için kitabı beğendim ve 8 puan verdim. Aile kavramına da değiniyor kitapta. Anlayana, dinleyene... Kitabı beğendim diyebilirim. "Ağzımızdan çıkan söz artık bizim değildir. " diyerek bilinç seviyelerimizi yükseltmek temennisiyle, bilinçli konuşmaya gayret gösterenlere hediye etmek dileğiyle, iyi akşamlar.
Düşünce
Bilinçli Konuşma SanatıChuck Wisner · Saga Yayıncılık · 202317 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türk(çü)lük Esasları
10/10
·250 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 21:02
Türkçülük ideolojisi aslında bir politik, siyasi bir ifade değil bir hayat, devlet tarzının ifadesidir. Türkçülük dediğimizde bunu ırkçılık, yalnız "arı Türk ırkı" altında bir birlik olduğunu düşüneceklerdir. Oysaki bu doğru değildir. Etnik noktada milliyetçilik Ziya Gökalp'in bahsettiği Türkçülük kavramından çok uzak ve uygulanamaz bir siyasi durumdur. Türkçülük, aslında bir hayat bakışıdır. Neokolonyalist/Emperyalist devletlere karşı bir duruştur. Ziya Gökalp'in tanımladığı Türkçülük; Milleti Türk, dini İslam, yönelişi Batı olan/olmayı ideal edinen bir bakıştır. Peki milleti Türk olan insanlar kimdir? Türk milletinde yaşayan herkes Türk'tür. Küçükken Türkçe ninni ile kundağa giren, o kundaktan çıkıp okuluna giderken İstiklal Marşı'nı ezberleyen, aşık olduğun kıza "seni seviyorum" diyen, Kebap yiyen ve yanında ayran içen(benzetme bunlar) ve büyüyüp Türk devletine bir aidiyet hisseden herkes Türk'tür. Burada Ne Mutlu Türk'üm diyene sözünü sorguladım. Acaba her Türk'üm diyen kişi Türk müdür? Az önce anlattığım kelimelerden hareketle yabancı bir devlette doğmuş birisi, Türk olarak kendini nasıl tanımlar... Dinin İslam olması, Toplumlar 3 adettir. Aile, Kavim ve Devlet: Kavimler birleşerek devletleri oluşturur. Devletlerin de kültürleri ve hakim olan dinleri vardır. Türk'ün müslümanlığı Ahmed Yesevi, Yunus Emre'dir. Türk-İslam Kültürü bizim kültürümüzdür, din anlayışımız da budur, bu olmalıdır. Arap ve Yahudi dinleri, İngiliz Ticareti, Alman Felsefesi, Türk de Ahlakı ile ünlüdür. Türk Ahlakı aslında bizim hakim dinimizi de oluşturur. Burada milli dilde ibadet yapılmasını uygun görüyorum.** Hiçkimse cenaze namazında cenaze namazı kıldığı için ağlamaz, asıl feryat ve ağlama merasimi ağıt yakıldığında yapılır. Eğer biz bir din hazzı istiyorsak okuduğumuz duaların
Türkçülüğün EsaslarıZiya Gökalp · Olympia Yayınları · 07,8bin okunma
10/10
·72 syf.·
2025 36. kitabı
Kitap “Yorgun Prometheus” başlıklı müthiş bir giriş ile başlıyor. Byung-Chul Han burada Prometheus mitini klasik anlamından çıkarıp modern insanın metaforu haline getiriyor.Eskiden Prometheus tanrılara karşı gelen bir kahramandı, insanlığa ateşi getirerek bir tür özgürleştirici isyanın sembolüydü ama Han’ın yorumunda Prometheus artık dış bir düşmanla değil kendi kendisiyle savaşan bir figür. Kartal onu her gün yiyip bitiriyor ama bu kartal artık dışsal bir cezalandırıcı değil, kendi içindeki “başarma zorunluluğu”, “daha verimli olma” baskısı. Yani bugünün performans öznesi hep daha iyi olmalı, hep üretmeli, hep aktif olmalı. Bu da dış baskı değil, içselleştirilmiş bir şiddet biçimi: insan kendi kendisini sömürüyor, kendi enerjisini tüketiyor. Ardından “Sinirsel Şiddet” ile devam eden bir diğer başlıkta Byung-Chul Han çağımızın psikolojik ve toplumsal patolojilerini açıklıyor: depresyon, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı… Bunlar “dışsal düşmanların” saldırısından değil, içsel baskıdan doğan hastalıklar.Yani mikrobik (immünolojik) değil, nöronal (sinirsel) hastalıklar. Enfeksiyon değil, enfarktüs diyor çünkü bir dış tehditle savaşmıyoruz; kendimize karşı tıkanıyoruz. Baudrillard’ın “aynının totalitarizmi” kavramına referansla Han, çağımızda farkın, ötekinin, yabancının silindiğini söylüyor. Artık “dost ~düşman”, “ben~öteki” gibi karşıtlıklar yok; yalnızca “aynı” var herkes benzer düşüncelerde, arzular içinde, görünürlük yarışında.Bu da bir tür “pozitiflik şiddeti” yaratıyor: çok fazla iletişim, üretim, başarı… ama derinlik, sessizlik, düşünme yok.Bu şiddet artık bağıran, cezalandıran, baskılayan bir şiddet değil.Tam tersine, teşvik eden, motivasyon veren, koçluk yapan bir şiddet.Ama insanı tüketen tam da bu “pozitif enerji fazlası.” Yani sorun, “yapamamak” değil “her
Yorgunluk ToplumuByung-Chul Han · İnka Kitap · 20252,173 okunma
Puan vermedi·318 syf.··
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 21:40
Öncelikle mizah yazmak başlı başına bir sanat. Bana göre romanda biraz da bilinç akışı çılgınlığı var. Metinde bir olay örgüsü bulunsa da çoğu zaman geride kalıyor. Ön planda olan hep dil, mizah ve aforizmalar. Bu tür, okurun sevip sevmemesine göre tercih ediliyor. “Usta bir kalem nasıl olur?” sorusunun cevabı, mizah türünde pek netleşmiyor. Fazlalıklar çoğu zaman görünmez oluyor; akış hep hızlı. Kurgu iyi bir yerden yakalanmış; ancak Ruhi Mücerret anlatımı bitip Civan’a geçince tekrarlar belirginleşiyor. Bu da bana göre okuru biraz hafife almak gibi. Hani “unuttuysanız hatırlatayım” der gibi. Bu türün bir handikapı da nerede duracağını bilememek. Kurgu yan karakterlerle fazlasıyla yayıldığı için, toparlayıp finale ulaşmak adına yazdıkça yazılıyor hissi oluşuyor. Oysa iyi bir mizah, bana göre olayların sakin olduğu anlara daha ustalıkla yedirilmiş olmalı. Muhakkak bu romanı türünün içinde çok başarılı bulanlar vardır. Ama benim için “türü içinde ne kadar başarılı?” sorusunun cevabı net değil. Benim için Ruhi Mücerret, dil ve zekâ gösterisi olarak etkileyici; ama hikâyenin kendisiyle güçlü bir bağ kuramadığım bir roman Son olarak İslami malzeme mizahın kolay çalıştığı bir alan olduğu için çok kullanılıyor; ama iyi edebiyat, o kolaylığı aşan, insana dokunan yerden mizah üretmeli. Murat Menteş’in metninde din çoğu zaman doğrudan hedef alınmıyor; daha çok anlatının malzemesi olarak kullanılıyor. Ancak bazı sahnelerde bu kullanım, karakter derinliği yerine kolay espri üretmeye kaydığı için alaycı bir tona yaklaşabiliyor ve bu ton bana yer yer küçümseyici geliyor.
Ruhi MücerretMurat Menteş · April Yayıncılık · 201818,3bin okunma
Meriç 'ce
Puan vermedi·411 syf.··
2025 219. kitabı
Kitap Batı merkezli sosyoloji anlayışını Doğu birikimiyle nasıl sorgulanması gerektiğini anlatıyor .Cemil Meriç e göre sosyoloji sadece bir bilim dalından ibaret değil tam anlamıyla insanı ve toplumu anlama sanatı .Okurken düşünmeye muhakeme etmeye davet ediyor insanı .Batılılaşmayı batıdan gördüğümüz gibi değil de kendi değerlerlerimiz üzerinden bir süzgeçten geçirerek değerlendirmeliyiz aksi takdirde kendi kültürüne yabancı bir toplum olur çıkarız .Bunu kitapta şu cümleyle açıklıyor yazarımız " İdeolojiler uçurumları aydınlatmak için yakılan meşalelerdir ama bazen gözlerimizi kör eden birer fener haline gelirler ." " İdeolojiler birer deli gömleğidir " sözü aslında Meriç in sosyolojiyi tam olarak tanımlama biçimidir .Neden mi ?Çünkü ideolojiler insana kendi düşüncelerini değil mensubu olduğu ideolojinin ona biçtiği rolle ve o kalıpla bakmasına sebep olur ve böyle olursa da yeni düşünceler yeni fikirler toplum için hayal ürünü olmaktan ileri gidemez . O zaman ne yapmalı peki ?İdeolojilerin hepsini tanıyıp ,araştırıp ,öğrenip hiçbirinin kölesi olmamalı .Bütün kütüphaneleri okuyup kendine has Fildişikulesinde kendi fikrini üretmeli Türk aydını .Bu düşüncesini şuna benzetiyorum aslında hepimizin sevdiği yazarlar vardır öncelik tanıdıklarımız ama bu demek değildir ki yazarların her söylediğini her yaptığını onaylıyoruz .Hayır biz bize faydası olan bizi geliştiren kısmını alıp geriye kalan kısmının da bilincinde olarak kapatıyoruz kitapların kapağını.Cemil Meriç sevdiğim hayranı olduğum bir yazar hatta belki kendi içimde oldukça yüceltmişliğim olmuştur kendisini önce tüm sosyoloji ve deneme kitaplarını okudum en son Jurnal'leri okudum ve oradaki mektuplarda şöyle diyor "istiyorum ki bütün yazdıklarımı yazacaklarımı sen oku...para için yazmam gerek ":))bu
Sosyoloji Notları ve KonferanslarCemil Meriç · İletişim Yayıncılık · 2007947 okunma