Yıldız ışımasın da , ay ışığında ,ağaçların kıpırdayan yarı karanlık yapraklarında , ağırlaşmış bir temmuz gecesinin neft yalpalamasında sesler uğulduyordu. Karmakarışık , esrük , kendinden geçmiş , arada bir bazı sözler açık seçik geliyordu ;
" Ana doldur ! "
" Doldu oğlum "
"Ana doldu ..."
" Dolsun oğul "
"Doldu ana .... Ana doldu ... Ana dolu .... Ana dolu ...dolu ... dolu .... Anadolu !