M. Necati Sepetçioğlu’nun toplumun değişim dönemlerini anlattığı romanlarından biridir. Roman, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan toplumsal dönüşümü, bir aile ve bir konak çevresinde sembolik biçimde işler. konak, yalnızca bir yapı değil; bir kültürün, bir hayat tarzının ve eski düzenin simgesidir. Yıllardır aynı geleneklerle yaşayan konak halkı, zamanın değişimiyle birlikte: Eski değerlerin çözülmeye başlaması, yeni düzenin ve yeni fikirlerin yükselişi,
ailenin ve çevrenin bu değişim karşısındaki tutumları, nesiller arası çatışma konuları ele alınmıştır.Konaktaki yaşlı kuşak, eski düzeni korumaya çalışırken genç kuşak, yenilikleri benimsemeye daha isteklidir. Böylece konak, toplumun genel dönüşümünün küçük bir modeli haline gelir. Konaktaki yaşlı kuşak, eski düzeni korumaya çalışırken genç kuşak, yenilikleri benimsemeye daha isteklidir. Böylece konak, toplumun genel dönüşümünün küçük bir modeli haline gelmektedir.
Neden başkasına güvenirsin, başkasından umarsın? Neden, ardında bir umut, bir uyanış beklersin? Ardında hiçbir şeyin kalmadı artık; ne umut, ne güveniş, belki özleyişlerin, eski sevgilerin, dönemeyeceğin çocukluğun kaldı o kadar.
*
Aramak beklemekten daha iyidir. Beklemek durmak demek değil midir? Aramak varmak olduğuna göre neden durmalı. Neyi arayacağını biliyorsan, varıyorsun demektir.
*
Ezanları dinleyelim kardaş. Gecenin suda çalkanışını, yunuşunu, kirini pasını atışını gör. Günah demiştin. Günahın geceden kopuşunu gör.
*
Nimet paylaşıldığı zaman güzeldir.
*
Zaman, şu şimdi duyduğumuz değil ki, biz öldüğümüz anda sona eren değil ki. Senin zamanın senden sonra başlamazsa neye yarar.
*
Sevmek, sessizliktedir yiğit, bağırarak sevilmez, görünerek de sevilmez. İyi bir çiftçi, işlemek için durgun hava ister.
*
Elden ele fark vardır. Seven el başka sarar, sayan el başka.
*
Alışkanlık yorucu gelir.
*
Yıldız, ışığının farkında olmaz.
Sepetçioğlu'nun Dün Ki Türkiye dizisinin 4. kitabı, Osman Bey döneminin temellerinin atıldığı muazzam bir şaheser. Her sayfada ayrı bir heyecan, aksiyon dolu buram buram tarihimiz kokuyor......
ortaasya'dan anadolu'ya, kayı' ya gelen dervişlerin, yiğitlerin, demircilerin, yeni yurt arayanların ve daha nicelerinin anadolu' da mevlana' yla, yunus'la, edebalı' yla ve osman'la yeni bir devlet, yeni bir ülkü için kavuşmalarının mistik öyküsü serinin dördüncü kitabı olan "konak".
bu kitap önceki romanlardan hatırladığımız karakterleri ya da bağlantılarını içermiyor. elbette tarihi süreç açısından bir devamlılık içerse de bizi yeni karakterlerle tanıştırıyor. yazım olarak aynı çizgide olsa da bu romanda mistisizm kendisini yoğun şekilde hissettiriyor. kitabın en önemli yeri, elbette tamamen kişisel görüşüm, 150. sayfa civarı başlayıp 25 sayfa kadar süren meşveret bölümü. burada şeyh edebalı, taptuk emre, yunus emre, saru saltuk, barak baba ve pekçok derviş, abdal, babanın biraraya gelip yeni bir yol, yeni bir baş için toplanmaları anlatılıyor. türün meraklıları için cazip bir kitap.
Lider’in Kahramanın yetişmesinde Çocukluk yıllarının ne kadar önemli olduğunu anladığım kitap. Tatlı çocuk romanı olması da gençken ideallerin oluşmasında çok yararlı. Hem kişisel gelişime katkı sağlayan kitap aynı zamanda geçmişimiz ile ilgili güzel tarihimizi de bilmemizi sağlıyor
Serinin dördüncü kitabında artık önceki kitaplar da olan karakterler yok. Yeni bir dönem başlıyor Yeni bir oluşum için Dervişler,ahiler ve sanat erbabı tüm meslek uzmanları Kayı boyunda toplanıyor bu eser de Ertuğrul Gazi dönemi detaylari ile anlatılıyor Selçuklu dan sonra yeni bir heyecan yeni bir oluşum başlıyor mutlaka okunmalı.
Oldukça güzel bir serinin güzel bir romanı daha. Kumral Dede adında bir derviş, pirinden icazet alır. Ona Konya'ya kadar durmaksızın gitmesi söylenir. Bu arada babasını arayan Rahman adında bir genç ile karşılaşır. Konya'da Mevlana ile karşılaşan Kumral Dede aynı zamanda Ertuğrul Gazi'nin oğlu Kara Osman ile de tanışır. Ancak bu son görüşmeleri olmayacaktır. Bu arada Şeyh Edebali ve erenler Anadolu Beyliklerini tartışırlar ve el vermeleri gerekenin Kayı boyundan Ertuğrul olduğuna karar verirler. Osman Gazi'nin beyliğin başına geçmesine kadar olan kısmı anlatan bu roman mutlaka okunması gerekenlerden.
"Konak" romanı Kilit, Anahtar, Kapı üçlüsünün bir çeşit devamı olan dördüncü romanıdır. Ancak, daha önceki üçün devamı olan bu eser, bir tamamlama değil, kendisinden sonra devam edeceklerin bir konaklaması, bir menzili niteliğindedir. Nitekim Necati Sepetçioğlu bu konaklamadan sonra Çatı, Üçler - Kırklar ile yoluna devam etmiştir ve öyle anlaşılmaktadır ki bu yol merhalesine kadar varacaktır. Bu sebeple Konak'ı başlı başına müstakil bir roman gibi özetlemek hatalı olur. En iyisi ona, kendisinden başlayarak öncekilerle birlikte kısa bir göz atmak yerinde ve yeterli olacaktır.
"Akıl bağırmaz akılsızlık bağırır. " gibi birçok eski özdeyişiyle, atasözüyle ve ağızlarla müthiş bir zaman makinesi yaratılmış. Tasvirler o kadar güçlü ve etkileyici ki olaylar ve durumlar cam berraklığında görülüyor , kitapta ağlayanla ağlanır hale getiriyor . Hissedilebilirliği son derece yüksek ve beni büyüleyen nadide kitaplar arasında . Aynı zamanda EQ yu müthiş derecede yükseltiyor. Akla da şunu ögretiyor bu topraklar hayli fedakarlık ve emek sonucu kazanılmış ... Tek yönlü bir fetih de değildi bu , ilmek ilmek dokunmuş ,gönle hükmetmişlerin fethihiydi...
Kilit ile başlayan serinin dördüncü kitabı. seriden en çok beğendiğim en çok etkilendiğim kitap bu oldu. (2. olarak üçler yediler kırklar) manevi mimarların ağırlıklı anlatıldığı bir eser.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli kurumlarda memurluk ve idarecilik yaptı. İlk romanlarında Malazgirt zaferinden başlayarak İstanbul’un fethine kadar Türk tarihini konu aldı, sonrakilerde ise Türkiye’de yaşanan toplumsal değişimi ve sonuçlarını anlattı. Eserlerindeki şiirsel anlatımı sayesinde geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Sepetçioğlu’nun Anadolu fethini ve Türk devletinin kuruluşunu anlattığı romanları, bir döneme ışık tutmuş ve başucu kitapları arasında yer almıştı.
Sepetçioğlu’nun tarihî romanlarının yanı sıra tiyatro oyunları da bulunuyordu. Trampacılar adlı oyunu İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmişti. Oyun yazarlığında en önemli başarısını gösterdiği Büyük Otmarlar, önce İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nca sahneye konuldu. Ardından Avrupa Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde en iyi oyun seçildi. ‘Gece Vaktinde Gün Dönümü’ ve ‘Karanlıkta Mum Işığı’ adlı kitaplarıyla 1980 yılında ‘Türkiye Milli Kültür Vakfı Kültür Armağanı’nı kazanan Sepetçioğlu, 1994’te İLESAM üstün hizmet beratı almış, 1998’de Atatürk Dil-Tarih Kurumu şeref üyeliğine seçilmişti. 8 Temmuz 2006 tarihinde İstanbul Sarıyer'deki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.