M. Necati Sepetçioğlu Çatı isimli eserinde, insanın iç dünyasında yaşadığı çatışmaları, aile içi ilişkilerdeki kırılmaları ve bireyin toplum karşısındaki duruşunu ele alan bir romandır. Sepetçioğlu, farklı kuşaklardan gelen kişilerin aynı evin çatısı altında bir araya gelişini merkeze alarak, gelenek ile modernlik arasındaki uyuşmazlıkları işlenmektedir. Aile büyüklerinin otoritesine karşı kendi yolunu bulmaya çalışan genç bir karakter vardır. Bu genç, evin çatısı altında biriken sorunların sembolik yükünü taşır. Aile fertleri arasındaki iletişimsizlik, ekonomik sıkıntılar ve değer yargılarındaki değişim, evde giderek büyüyen bir gerginlik oluşmaya başlar. Olaylar ilerledikçe, her karakter kendi iç hesaplaşmalarını yaşar. Anne-baba kuşağı geçmişin değerlerini savunurken, genç kuşak özgürlüğü ve bireyselliği ön plana çıkarır. “Çatı”, bu iki kuşağın çatışmasının yanı sıra, çatının hem koruyucu hem baskılayıcı yönünü bir sembol olarak kullanılır. Finalde ise aile bireyleri, yaşanan krizlerin ardından birbirlerini anlamanın yolunu aramaya başlar. Çatı altında yaşanan çözülmeler, aynı zamanda yeni bir dayanışmanın da zeminini hazırlar.
M. Necati SepetçioğluÇatı
Kitabımız Mustafa Necati Sepetçioğlu'nun Dünki Türkiye serisinin 5 numarası.
Selçuklu dağılmış, Anadolu karışık, Bizans çürümüş. Bütün bu kaotik yapı içerisinde başına buyruk davranan tekfurlarla amansız bir mücadele veren ve bunu yaparken fazla göze batıp hedef olmak istemeyen bir Osman Gazi vizyonu. Çünkü hedef haline gelirse hem halkına müreffeh bir hayat sunacak fırsatı olmayacak hem de askeri olarak henüz hazır değil. Bu romanda dışarıda gerilla taktiğiyle savaşıp içeride kurumsal bir yapı oluşturmaya çalışan öngörü ve vizyon sahibi bir liderle tanışacaksınız. Keyifli okumalar.
Oldukça güzel bir roman daha. Serinin her ne kadar tarih aralığı az olsa da en heyecanlı romanlarından biri. Osman Bey, beyliğin başına geçer ve kısa sürede bir kaç kaleyi fetheder. Sonrasında şehre kadı ve subaşı atar ve göçebelikten yerleşik düzene geçmeye karar verir. Ancak bu kararı sevmeyen aşiretler ve Osman Bey'in kuyusunu kazanlar vardır. Bununla beraber Kumral Dede, Mürsel, Akça Koca, Konur Alp, Turgut Alp, Aybüken Ebe, Rahman gibi yardımcıları sayesinde Osman Bey Bursa'nın alınışını bile görecektir. Osman Bey'in ölümüne kadar olan bu roman mutlaka okunması gerekenlerden.
Sepetçioğlu hocanın 12 kitaptan oluşan Dünkü Türkiye serisinin 5. kitabı. Osman Bey zamanı anlatıyor. Kayı aşiretinin devletleşme sürecini ve bu süreçte çevre aşiretler ile beyliklerin bu süreci engelleme çabaları, Kumral Dede'nin, Şeyh Edebali'nin ve aslında bizans tekfuru olmasına rağmen Köse Mihal'in Osman Bey'e destekleri yer almakta. Bu sırada Orhan Bey'in küçüklüğünden hızla büyüyüp yetişmesine ve yetişip bey olmasına tanık oluyoruz. Bu kitabını öncekilere göre daha az akıcı buldum. Bu açıdan ilk 100 sayfayı okurken biraz sıkıldım. Kitapta en sevdiğim karakter ise Kumral Dede. Kumral Dedenin içinde bulunduğu her sahnede en az 2-3 tane ders alınması gereken, altında büyük anlamlar yatan söz var. Gerçekten Kumral Dede karşımda konuşuyormuşçasına bir his bıraktı.
M.Necati Sepetçioğlu’nun hem tarihi roman yazma biçimi olarak kendine özgün bir yer edindiği hem de romanını yazmaya çalıştığı bir milletin tarihinden bir tarih tezi oluşturduğu kült romanları; Kilit’i , Anahtar’ı ve Kapı’sı onları kaybeden genç kuşakların kendilerini bulmasını bekliyor… Zira bu yeri vatan kılan ve bu nesillere miras bırakan kahramanların, yitiğini arayan evlatlarının son çeyrek asır boyunca dayatılan popülasyonların etkisiyle, hayali bombardımanlardan, metalik rüzgarlardan ve uzaklarda aranan çuvallı fantezilerden çok ‘Üçler Yediler Kırklar’a ulaşabilmek için önce Kilit’le ‘Anahtar’ı buluşturmaları sonra ‘Kapı’yı açmaları ve ‘Konak’ la tanışarak ‘Çatı’ya çıkmaları icap ediyor. O Çatı’dan görünen şey ise; İlay-ı Kelimetullah yolunda bir milletin mücadelesidir ancak…
Okuduğum beş numaralı kitap Çatı adını taşıyor. Osman Bey’i ve dönemini anlatıyor. Devletin henüz kurulma aşamasında yaşanılan zorlukları. Göçebe hayatından yerleşik düzene geçmemiz o kadar da kolay olmamış. Şehirler fethedilmiş,dolayısıyla fethedilen yerlerde yerleşik düzen evler var. Bu evlerde yaşayan yerliler fetihten dolayı ya bulunduğu yeri terk edip kendilerinden olan diğer şehirlere göç ediyorlar, ya da fetih sırasında sahipleri öldürülmüş oluyor. Bir şekilde evler boşalıyor yani. Türkmenlerden çok kimselerse gidip bu evlerde yaşamak istemiyor. Alışmış olduğu çadır hayatından kolayca vazgeçemiyor. Çünkü çadır demek onlar için özgürlük demek.
Şehir hayatı ise bağ, bahçe, tarla demek. Bu tarlaların ekilip biçilmesi demek. Şehir hayatında pazarların kurulması, şehir içinde bir takım düzenlemelerin köprülerin, han ve hamamların yapılması demek. Bütün bunların da tabi ki bir bedelinin olması ve bu bedelin de vergi olarak şehir halkına binmesi demek.
Romanda karşıdan karşıya geçişte zorluklar oluşturan bir yere Osman Bey devlet kesesinden köprü yaptırıyor. Müftüsü de o köprüden geçen herkesten belli bir ücret alıyor. Vermek istemeyenler zorlanmıyor. Ama köprüden de geçirilmiyor. Eskiden hangi düzende geçiyorsan öyle geçmelisin deniliyor. Ama ne kadar itiraz edilse de rahatlığı görenler bir müddet sonra duruma alışıyor.
Çatı’da Osman Bey etraftaki birkaç kaleye sahip olduktan sonra duruyor. Akınları ve fetihleri devam ettirmiyor. Bu durum birçoklarınca yadırganıyor. Çünkü fetih demek Türkmenler için ganimet demek, zenginlik demek. Ama Osman Bey siyasi bir taktikle bekliyor. İçten içe kuvvetleniyor. Gücünü bir defalık kullanmak istemiyor. Devamlılığı önemsiyor. Ve olay kitapta doğum örneğiyle anlatılıyor. Dokuz ay on gün geçmeden sağlıklı bir bebek dünyaya gelmiyor.
dördüncü kitap kara osman'ın babasının öldüğü, ertuğrul bey oğlu osman bey' e dönüştüğü gün bitiyordu. beşinci kitapta osman bey' in öldüğü güne kadarki süreci masalsı bir dille anlatıyor. bir aşiretten beyliğe dönüş çabası, yerleşik hayata geçiş, kadılık, subaşılık ve vergi gibi yeni düzenin kuruluşu bir ülkü uğruna canlarını feda eden alpler, dervişler, hatunlar bir çırpıda okunan bu romanın çerçevesini çiziyor.
Serinin beşinci kitabi Çati Osman Bey’i ve dönemini anlatıyor. Devletin henüz kurulma aşamasında yaşanılan zorlukları. Göçebe hayatından yerleşik düzene geçmemiz o kadar da kolay olmamış. Şehirler fethedilmiş,dolayısıyla fethedilen yerlerde yerleşik düzen evler var. Bu evlerde yaşayan yerliler fetihten dolayı ya bulunduğu yeri terk edip kendilerinden olan diğer şehirlere göç ediyorlar, ya da fetih sırasında sahipleri öldürülmüş oluyor. Bir şekilde evler boşalıyor yani. Türkmenlerden çok kimselerse gidip bu evlerde yaşamak istemiyor. Alışmış olduğu çadır hayatından kolayca vazgeçemiyor. Çünkü çadır demek onlar için özgürlük demek.
Şehir hayatı ise bağ, bahçe, tarla demek. Bu tarlaların ekilip biçilmesi demek. Şehir hayatında pazarların kurulması, şehir içinde bir takım düzenlemelerin köprülerin, han ve hamamların yapılması demek. Bütün bunların da tabi ki bir bedelinin olması ve bu bedelin de vergi olarak şehir halkına binmesi demek.
Romanda karşıdan karşıya geçişte zorluklar oluşturan bir yere Osman Bey devlet kesesinden köprü yaptırıyor. Müftüsü de o köprüden geçen herkesten belli bir ücret alıyor. Vermek istemeyenler zorlanmıyor. Ama köprüden de geçirilmiyor. Eskiden hangi düzende geçiyorsan öyle geçmelisin deniliyor. Ama ne kadar itiraz edilse de rahatlığı görenler bir müddet sonra duruma alışıyor.
Çatı’da Osman Bey etraftaki birkaç kaleye sahip olduktan sonra duruyor. Akınları ve fetihleri devam ettirmiyor. Bu durum birçoklarınca yadırganıyor. Çünkü fetih demek Türkmenler için ganimet demek, zenginlik demek. Ama Osman Bey siyasi bir taktikle bekliyor. İçten içe kuvvetleniyor. Gücünü bir defalık kullanmak istemiyor. Devamlılığı önemsiyor. Ve olay kitapta doğum örneğiyle anlatılıyor. Dokuz ay on gün geçmeden sağlıklı bir bebek dünyaya
Dünkü Türkiye Serisinin beşinci Kitabı. Osman Bey dönemini anlatıyor. Bir önceki kitaptaki kahramanlarımız burada da var. Osman Bey yeni fethedilen yerlere konargöçer Türkmenleri yerleştirmede zorlanıyor çadır hayatına alışkın insanlar yerleşik düzene ve eve hapis gözüyle bakıyor. Osman Bey bir yandan bunlarla uğraşırken diğer yandan Acem çaşıtlarıyla mücadele ediyor. Aşiretten devlete geçişin sancıları yaşanıyor. İlk kadı, subaşı, vergi sistemi uygulaması hiç de kolay olmuyor. Tarihî roman sevenlerin elinden bırakamayacağı bir sürükleyicilik.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli kurumlarda memurluk ve idarecilik yaptı. İlk romanlarında Malazgirt zaferinden başlayarak İstanbul’un fethine kadar Türk tarihini konu aldı, sonrakilerde ise Türkiye’de yaşanan toplumsal değişimi ve sonuçlarını anlattı. Eserlerindeki şiirsel anlatımı sayesinde geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Sepetçioğlu’nun Anadolu fethini ve Türk devletinin kuruluşunu anlattığı romanları, bir döneme ışık tutmuş ve başucu kitapları arasında yer almıştı.
Sepetçioğlu’nun tarihî romanlarının yanı sıra tiyatro oyunları da bulunuyordu. Trampacılar adlı oyunu İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmişti. Oyun yazarlığında en önemli başarısını gösterdiği Büyük Otmarlar, önce İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nca sahneye konuldu. Ardından Avrupa Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde en iyi oyun seçildi. ‘Gece Vaktinde Gün Dönümü’ ve ‘Karanlıkta Mum Işığı’ adlı kitaplarıyla 1980 yılında ‘Türkiye Milli Kültür Vakfı Kültür Armağanı’nı kazanan Sepetçioğlu, 1994’te İLESAM üstün hizmet beratı almış, 1998’de Atatürk Dil-Tarih Kurumu şeref üyeliğine seçilmişti. 8 Temmuz 2006 tarihinde İstanbul Sarıyer'deki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.