M. Necati Sepetçioğlu

M. Necati Sepetçioğlu

YazarDerleyen
8.8/10
937 Kişi
·
3.988
Okunma
·
263
Beğeni
·
9,2bin
Gösterim
Adı:
M. Necati Sepetçioğlu
Tam adı:
Mustafa Necati Sepetçioğlu
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Zile, Tokat, Türkiye, 1932
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 8 Temmuz 2006
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli kurumlarda memurluk ve idarecilik yaptı. İlk romanlarında Malazgirt zaferinden başlayarak İstanbul’un fethine kadar Türk tarihini konu aldı, sonrakilerde ise Türkiye’de yaşanan toplumsal değişimi ve sonuçlarını anlattı. Eserlerindeki şiirsel anlatımı sayesinde geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Sepetçioğlu’nun Anadolu fethini ve Türk devletinin kuruluşunu anlattığı romanları, bir döneme ışık tutmuş ve başucu kitapları arasında yer almıştı.

Sepetçioğlu’nun tarihî romanlarının yanı sıra tiyatro oyunları da bulunuyordu. Trampacılar adlı oyunu İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmişti. Oyun yazarlığında en önemli başarısını gösterdiği Büyük Otmarlar, önce İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nca sahneye konuldu. Ardından Avrupa Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde en iyi oyun seçildi. ‘Gece Vaktinde Gün Dönümü’ ve ‘Karanlıkta Mum Işığı’ adlı kitaplarıyla 1980 yılında ‘Türkiye Milli Kültür Vakfı Kültür Armağanı’nı kazanan Sepetçioğlu, 1994’te İLESAM üstün hizmet beratı almış, 1998’de Atatürk Dil-Tarih Kurumu şeref üyeliğine seçilmişti. 8 Temmuz 2006 tarihinde İstanbul Sarıyer'deki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.
Birinin komünizm zulmü, ötekinin nazi zulmü; birinin hunhar yabaniliği, ötekinin ırkını pek beğenmiş bencilliği ve ikisinin de aynı amaca gidişi: sömürmeye, insanları tutsak kılmaya.Amaç aynı, yol değişikti; birinin adı Rus ötekinin adı Alman, o kadar.
219 syf.
·10/10 puan
Onlar bebe uyutmak için değil,
adam uyandırmak içindir.

*
Atam ' Dedem Korkut.'

Milletimizin ölümsüzleştirdiği, efsânelerde yaşattığı yüceltilmiş insanlarımızdan birisi olup, halk arasında saygı görüp, üstün tutularak baş tacı edilmiş, en az halk kadar beyler ve hakanlar katında da sevilip sayılmış bir şahsiyettir.

Bu yüzden diyebiliriz ki Milletin özüne karışmış, milletleşmiş ve onda canlı olarak yaşamaya devam eden ruhtur; milletimizin ruhudur.

*
Dedem Korkut'un kitabında birbirinden güzel 12 adet destanlaşmış hikaye yer almaktadır. Ata yurtlarından ezgiler taşıyan, başımızda börk,  elimizde kopuz, dilimizde kahramanlık naralarına eşlik ettiğimiz,  otağımızı, kültürümüzü, gelenek ve göreneklerimizi yansıtan Türk edebiyatının en önemli şaheseri.

Böylesine değerli bir eserin, bu platformda neredeyse hiç okunmamış olması, iki orijinal nüshasının Avrupa'da bulunması kadar acı bir durum.

Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

*
Fuat Köprülü der ki :

'Terazinin bir kesesine Dede Korkut hikayelerini, diğer kesesine bütün Türk edebiyatını koysak, yine Dede Korkut hikayeleri ağır basar'...


Keyifli Okumalar Dilerim
265 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Türk tarihi benim için her zaman merak konusu olmuştur. Özellikle İslamiyete geçişten sonrası. Tarih okumakta zorlanıyorum o yüzden tarihi romanlara yöneldim ve ilk kitabım Kilit oldu.
Kilit, gerçekten başarılı bir kitap. Okurken o dönemi hissetmemek mümkün değil. Kitabı okurken araştırmalar yaptığım için okuması biraz uzun sürdü. Beni zaman zaman Selçuklu Devleti ile ilgili bilgilendirdi zaman zaman da öğrenmem için teşvik etti.

Tuğrul Bey ve Çağrı Bey döneminde ki Selçuklu ile başlıyor kitap. Alpaslan'ın henüz çocuk olduğu dönemlerde, Alpaslan'a at binmeyi, kılıç kuşanmayı, savaşın inceliklerini öğreten Sav-Tekin Bey Alpaslan'a bir kilit verir ve bu kilidi Alpaslan'ın açmasını ister. İşte kitabın adı bu kilitten geliyor. Kilit burada bir sembol. Alpaslan'ın akıl hocası Sarı Hoca bu kilidin nasıl açılacağını anlatıyor. Kitabın sonunda kilidin neyi temsil ettiğini rahatlıkla anlayabiliyoruz. Sarı Hoca, Sav-Tekin ve Alpaslan'a bu kilidin nasıl açılabileceğinden bahsederken Selçuklu'ya baskın yapılır ve Selçuklu Ceyhun Nehri'ne doğru kaçar ve kendilerine yeni yurt aramaya başlamasıyla gelişen olaylar anlatılır kitapta. Selçuklu'nun bu yurt arayışı sırasındaki önemli olaylardan biri olan Dandanakan savaşı gerçekleşir. Alpaslan ve arkadaşları bu savaşta büyük rol oynamışlardır. Dandanakan savaşı Selçuklu için yeni bir başlangıç olmuştur aslında.

Bu sırada yazar bir yandan da Peçeneklilerden bahseder. Peçenek beyi Kegen Bey, oğlu Balçar ve Balçar'ın at uşağı Boğaç'tan bahsedilir. Balçar'ın sürekli aradığı bir gün doğusu vardır. Ayrıca Peçenekliler arasında Hanın Peçenekliyi düşünmediğini, asıl liderin Kegen Bey olması gerektiğini düşünen karabudundan- bu kelimeyi kitapta öğrendim halk anlamına geliyormuş- bir kısım vardır. Bununla birlikle gelişen bazı olaylarda anlatılıyor.

Alpaslan arkadaşları arasında çocukluktan beri saygı duyulan bir lider konumundadır . Amcası Tuğrul Bey'den sonra Selçuklu'nun başına geçer ve çocukluk arkadaşlarının hepsi Bey olmuştur. Kitap Alpaslan'ın, Beyleri ile birlikte Anadolu'ya girme dönemini anlatarak son bulur.

Yazar, Kitabı konuşma diliyle yazmaya çalışmış ve bu da kitabı beğenmemde güzel bir etken oldu. Şunu belirtmeliyim ki imla hataları var kitapta. Etkileyici bir anlatım oluşturmak için teşbihlerde abartı var. Bu zorlama bir anlatım oluşturmuş bence.
Konu olarak beğendiğim bir kitap oldu. Şimdi sırada Anahtar var.
295 syf.
Serinin ikinci kitabı beni hüzün deryasına attı desem yalan olmaz. Melikşah, Nizâmülmülk, Süleyman Şah, Hasan Sabbah ve Bizans. Karakterler çok keskin, konu çok sağlam. Dizi ve filmleri aratmayacak derecede heyecan ve aksiyon dolu bir kitap olmuş. Diğer yandan Süleyman Şah inanılmaz etkileyici işlenmiş, kitabı okuyup sempati duymamak imkansız. Ara veririm bu kitaptan sonra diye düşünüyordum ama yine kilitlendim konuya Kapı’ya geçtim bile ^^
265 syf.
·10/10 puan
Edebiyat mezunu olarak Mustafa Necati Sepetçioğlu adını bilmemek olmaz. Kitaplarından habersiz olmak, hiç olmaz. Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı hep âlemimde olan kitaplarıydı. İşte bazen her şeyin bir zamanı var ki bu kitapların da okunma zamanı günümüze kalmış. Geçenlerde bu saydığım kitaplardan üç tanesinin siparişini vermiştim. Ama neylersin birbirinin devamı olan bu kitapların birincisi, üçüncüsü ve beşincisinin siparişini vermişim. İkinci ve üçüncünün siparişini de verecektim ki serinin beş değil on iki kitaptan oluştuğunu gördüm. Elimiz değmişken hepsini tek tek sepetime atmış oldum. Serinin adı Dünkü Türkiye Dizisi imiş. Kitap isimleri de hep sembollerle ifade edilmiş.

Kilit serinin ilk kitabı. Alpaslan’ın yetişme hikâyesinden başlıyor, Malazgirt savaşında bitiyor. Savaşı sanırım serinin ikinci kitabında okuyacağım.

Kitabın adı Kilit. Adı üstünde kilitli. Yani kapalı. Kilit bir Bizanslıdan hatıra. Zaten o zamanın çadır kültüründe kilit ne arasın? Roman kilitle başlıyor, kilitle bitiyor. Çocuk Alpaslan, kapalı kilidi açmak için uğraşıyor ama beceremiyor. Hadi biraz yağlıyorlar, hadi biraz yanını yönünü dövüyorlar da kilit yarım yamalak açılıyor. Ama bir şeyi eksik bıraktıkları için tam kilit açılmıyor kanaatindeler. Neymiş o eksik olan diyeceksiniz. Tabii ki her kilidi açmadan önce anahtar niyetine okuduğumuz besmeleyi söylemeyi unutmuşlar. Tam besmeleyle kilit açılacaktı ki baskına uğruyorlar. Kilit bir yana, onu açmaya çalışanlar bir yana. Böyle desek de gurubun içinden Sarı Hoca, kaçarken el çevikliğiyle kilidi çoktan yanına almış bile.

Roman sanki iki ayrı öyküden oluşuyor. Bir taraftan Peçenekler anlatılırken diğer yandan Selçuklular anlatılıyor. Peçenekler içinde Bizanslıların ayak oyunlarına gelenler var. Selçuklular içinde de ufak beyliklerin güç savaşları var. Kitapta bir taraftan da Gaznelilerin çöküşünü okuyoruz. Gaznelileri tarihten Alpaslan Dandanakan savaşıyla siliyor.

Kitapta en önemli figürlerden birisi de ilim adamları ve hocalardı. Sarı Hoca ve Küpeli Hafız bunların ileri gelenleriydi. Sarı Hoca Alpaslan’ı yetiştirirken, Küpeli Hafız ve talebeleri kılıktan kılığa girerek bazen beylikleri, bazen de devletleri çökertmek için alttan alta çalışıyorlardı.

Yine kitaptaki isimler son zamanların izlenme rekorları kıran Diriliş dizisindeki isimlerle hemen hemen aynıydı. Selcan Hatun, Artuk Bey, Gümüş Tekin, Afşin Bey gibi isimler. Dirilişteki görevleri neyse bu romandaki kişilikleri de hemen hemen aynıydı. Okuduğum her ne kadar roman da olsa, tarihle bağlantılı yazıldığına göre, bu iki olayın zamanları da farklı olduğuna göre, niye böyle bir yol tercih edilmiş dizide doğrusu anlam veremedim.

Türk devletlerinde kardeş ihanetleri çok can sıkıyor. Bu kitapta da okudum bunu. Serinin devamında kardeş katlini de okuyacağım. Ve sanırım en çok da canım buralarda yanacak.

Kilit meselesine gelince Alpaslan belli bir güce erişince eline kilidi alıyor ve beyleriyle toplantı yapıyor. Sanki karşısında Sarı Hoca varmış gibi konuşuyor. “Şimdi bu Bizans bir kilit mi? Evet. Nasıl ki bu kilidi açmak için sağını solunu döveceksek, aynen bunun gibi biz de Bizans’ı ve kalelerini böyle döveceğiz. Baskınlar vereceğiz. Talan edeceğiz. Ve her defasında geri çekileceğiz. Böyle böyle onları yorup vurucu yumruğu sona saklayıp besmeleyle Bizans kilidini hep birlikte açacağız.” Kitabı bitirdiğimde öyle de yapıldığını gördüm.

Kitabı okurken bir şey daha dikkatimi çekti. Hiç kılıç şakırtısı anlatılmadı. Hani şu Dirilişte ağır çekimle verilen sahnelerin hiçbirisi yoktu. Olayların öncesi var, sonrası var. Ama kendisi yok. Sadece Sarı Hoca’nın öldüğü yaralandığı yerde bir aksiyon oldu o kadar. Yavuz Bahadıroğlu’nun bütün tarihi romanlarını okuyan ve hemen her sayfasında kılıç şakırtılarına, naralara alışmış biri olarak kitabı oldukça aksiyonsuz bulduğumu söyleyebilirim.

Şimdi sıra Anahtar’da. Ama Anahtar’ı sipariş etmiştik değil mi o zaman onu daha sonraya bırakıp elimdeki serinin üçüncü kitabı Kapı’yı okuyacağım mecburen. Bakalım Kapı neyin sembolüymüş?
440 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan


Osmanlı Devletinde siyasi yapı Kıbrıs’ın fethinden önce nasıldı? Fethe giden yollar nasıl inşa edildi?
Sokullu Mehmet Paşa’nın gücü; devlet erkanının siyasi çıkar savaşları; devletin geleceği için candan, yardan, serden geçmiş, adları sanları unutulmuş kahramanlar ve daha fazlası..

Bana göre kitap, Sultan 2. Selim zamanına dair kült bir klasik – romantik roman örneği.
Tarihi romanda kıymeti bilinmemiş A Kalite bir romancımız M. Necati Sepetçioğlu . Daha çok okunmayı mutlaka hak ettiğine inanıyorum."
265 syf.
·Beğendi·10/10 puan
M.NECATİ SEPETÇİOĞLU çağımızın dede korkutu olarak nitelendirilebilecek muazzam bir yazardır. Kilit , Anahtar, Kapı, Çatı... 'Dün ki Türkiye Dizisi' diye devam eden bu seri tarihi çok hoş ve gerçeğe oldukça yakın bir şekilde ve yalın bir dille yazılmıştır.
238 syf.
·6 günde·10/10 puan
Türk edebiyatında Hoca Ahmed Yesevi denilince aklımıza hemen meşhur eseri
Divanı hikmet gelir. Lisedeyken ben de sadece bunu biliyordum ve bilgim bunun ötesinde değildi. Taa ki bu kitap ile tanışıncaya kadar...

İlk sayfalarından itibaren beni içine çekti ve Orta Asya’nın ılıman ikliminde hissettim kendimi. Hoca Ahmed Yesevinin dergahı, eğittiği öğrencileri, hakiki ilmi ve bu ilmiyle ameli beni kendine hayran bıraktırdı. Lisedeki kuru bilgim bu kitap ile hayat buldu. Muhayyilemdeki Ahmed Yesevi bambaşka bir görünüm kazandı. Ve sonunda iyi ki dedim. İyi ki böyle bir âlim geçmiş dünyadan. Katılaşmış kalplere hikmet olmuş onun sözleri...

Beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Bilhassa benim için hediye seçilmiş olması, kitabın yerini bende daha da arttırdı. Bu yüzden tavsiye edeceğim en güzel kitaplardan... Muhakkak okumalısınız..
354 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10 puan
Mustafa Necati Sepetçioğlu'nun Dünki Türkiye dizisinin üçüncü kitabı. Daha önce de ilk iki kitabı -Kilit, Anahtar- okumuştum. Bu da ilk ikisi kadar etkileyiciydi.

Konu itibariyle babası Anahtar'da öldürülen Kılıç Aslan'ın sultan olması, Çaka Bey ve Anadolu Selçuklu Devleti'nin yükselişi anlatılıyor, temelde. Bunun yanında ilk kitap olan Kilit'te hepsinin öncüsü olan Sultan Alparslan'ın yaktığı ateş devam ettiriliyor ve Anadolu adım adım Türkleştiriliyor. Bunu Anadolu'nun her yanına dağılan Türkmenlerle ve her yere yeni, Türkçe isimler verilmesiyle anlıyoruz. Özellikle Ahilerin ve Kurt Baba'nın dervişlerinin hem Anadolu'nun Türkleştirilmesinin hem de ordudaki askerlerin, hem de halkın manevi duygularını nasıl ilmek ilmek işlediğini, herkese manen nasıl destek olduklarına şahit olduklarını görüyoruz. Karakurt Hafız gibiler sadece camilerde vaaz vermekle kalmıyor, hem askere destek veriyor, hem de Anadolu'nun Türkleştirilmesinde aktif rol alıyorlar. Böylece hem fetihlerle, hem kültürümüzle adım adım bu toprakların nasıl bizim olduğunu okuyoruz.

Yazarın diline de değinmeden geçemeyeceğim. Çok şiirsel bir dili var bence. Evet, bu bir roman ama öyle ahenkli ki kendinizi uzun bir destanın sayfalarını okuyormuş gibi hissediyorsunuz bazen. Ayrıca tıpırdamak, pırpırlanmak, höykürmek gibi çok ilginç ve çok hoş kelimeler var. Konuşmaları okurken gerçekten de iki Selçuklu'nun oturup konuştuğunu hissediyorsunuz. Bugünün değil, o zamanın kelimeleriyle... Önceki iki kitapta geçen Alparslan, Süleyman Şah, Sarı Hoca, Savtekin Bey gibi karakterlere sık sık atıfta bulunulması da çok iyi olmuş.

Bizans'ın sokak sokak, meydan meydan anlatıldığı, Anadolu'nun karış karış gezildiği, Haçlılar'ın üzerimize saldırdığı, Hasan Sabbah'çıların her yeri gizliden gizliye çürütmeye çalıştığı, yeni bir yurt bulmaya ve bulduğu yerlerde tutunmaya çalışan Türklerin anlatıldığı bu romanı ben gayet beğendim. Bulabilirsem serinin devam kitaplarını da okumaya çalışacağım. Keyifli okumalar...
219 syf.
·Beğendi·9/10 puan
M.Necati Sepetçioğlu hemen hemen bir kaç eseri dışında bütün değerli eserlerini okudum. Özellikle dünki Türkiye, bugün ki Türkiye, Kıbrıs ve Çanakkale serileri insana tarih şöleni içinde muhteşem bir zaman yolculuğu yaptırıyor. Yazarın kendine has tarihi kurgusu, karakter seçimleri ve hikayeciliğinde kullandığı üstün betimleme tekniği gerçekten insanı kendinden alıp anlatılan zamana götürüyor. Gerçek tarihi hikayeleri ve karakterleri kendi tarzı ve bakışıyla türk İslam sentezi kültür ve adetleri içinde halkın içinden seçtiği karakterler ile o kadar güzel Harmanlıyor ki hayran olmamak elde değil. Muhakkak okunması ve okunması tavsiye edilmesi gereken bir edebiyat üstadı.

Yazarın biyografisi

Adı:
M. Necati Sepetçioğlu
Tam adı:
Mustafa Necati Sepetçioğlu
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Zile, Tokat, Türkiye, 1932
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 8 Temmuz 2006
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli kurumlarda memurluk ve idarecilik yaptı. İlk romanlarında Malazgirt zaferinden başlayarak İstanbul’un fethine kadar Türk tarihini konu aldı, sonrakilerde ise Türkiye’de yaşanan toplumsal değişimi ve sonuçlarını anlattı. Eserlerindeki şiirsel anlatımı sayesinde geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan Sepetçioğlu’nun Anadolu fethini ve Türk devletinin kuruluşunu anlattığı romanları, bir döneme ışık tutmuş ve başucu kitapları arasında yer almıştı.

Sepetçioğlu’nun tarihî romanlarının yanı sıra tiyatro oyunları da bulunuyordu. Trampacılar adlı oyunu İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmişti. Oyun yazarlığında en önemli başarısını gösterdiği Büyük Otmarlar, önce İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nca sahneye konuldu. Ardından Avrupa Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde en iyi oyun seçildi. ‘Gece Vaktinde Gün Dönümü’ ve ‘Karanlıkta Mum Işığı’ adlı kitaplarıyla 1980 yılında ‘Türkiye Milli Kültür Vakfı Kültür Armağanı’nı kazanan Sepetçioğlu, 1994’te İLESAM üstün hizmet beratı almış, 1998’de Atatürk Dil-Tarih Kurumu şeref üyeliğine seçilmişti. 8 Temmuz 2006 tarihinde İstanbul Sarıyer'deki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

Yazar istatistikleri

  • 263 okur beğendi.
  • 3.988 okur okudu.
  • 72 okur okuyor.
  • 1.850 okur okuyacak.
  • 41 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları