Muhteşem, muazzam, şahane...
Darağacı, serinin dokuzuncu kitabı ve önceki iki kitabında serideki kalitenin düştüğü eleştirisini yapmıştım ancak yazarın bu kitapta ilk kitaplarının kalitesini yeniden yakalamış olması beni çok mutlu etti. Üstelik bunu serinin en uzun kitabı olmasına rağmen başarmış. Zerre kadar sıkmayan, boğmayan bir kitap.Önceki iki kitaptaki durgunluk ortadan kaybolmuş. O kitaplara karşı yaptığım olumsuz eleştirilerim bu kitapta misliyle olumlu eleştirilere dönmüş oldu.Ankara Savaşı ve Fetret Devri gibi karışık bir dönemi neredeyse tüm yönleriyle ve dolu dolu bir şekilde roman kurgusunda böyle akıcı böyle edebi bir dille anlatmak...Benim kelimelerimle tarif edemeyeceğim kadar güzel. Bu güzelliği anlamak için muhakkak okumak gerekiyor. Bu kitabı, daha da ötesi bu seriyi yazmak için ne denli muazzam bir araştırma ve birikim gerekiyor bunu da kitabı okudukça idrak ediyor insan. Yazarın verdiği emek çok büyük. Tarihin bir nebze karanlıkta kalan noktalarını da kurgusal olarak kendince yorumlayan Sepetçioğlu için diyorum ki, kalp gözü açık bu adamın böyle diyorsa ancak böyle olmuştur. Darağacı çok zengin bir olay örgüsüne ve kişi kadrosuna sahip. Kitapta kimler yok ki:
Yıldırım Bayezid, Timur, Emir Sultan, Molla Fenari, Çelebi Mehmed, Emir Süleyman, Musa Çelebi, İsa Çelebi, Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve daha niceleri. Şeyh Bedreddin meselesi daha güzel anlatılamazdı bana kalırsa. Serinin en beğendiğim kitapları olan Anahtar ve Kapı'ya denk bir güzellikteydi Darağacı. Kesinlikle okunmalı.