"Burada ne yapıyorsun?"
"Sadece tanrı bilir -ve bir de Billy Buttons- yani Dewar! Bazen burada oturup düşünüyorum. Ama çoğunlukla oturuyorum. Ara sıra çürümüş bir madencinin parçalarını gönderiyorlar ve benden patlamanın nedenini bulmamı istiyorlar."
"Onlara söylüyor musun?" diye sordu Andrew kibarca.
"Hayır," dedi Hope kabaca. "Osuruyorum!"
"Benim adım Manson."
"Bende bundan korkuyordum. Demek unutulan adamlara katılmaya geldin. "Duraksadı." Ben Doktor Hope! - en azından eskiden öyle olduğumu sanırdım- artık kesinlikle ertelenmiş bir umudum."
"Hiç de fena bir kız değilsin, Chris. Benden büyük şeyler beklediğini, gidip gerçek dünyada kendime ait bir iz bırakma vaktimin geldiğini söylemek yerine sen sadece..." Christine onu dinlemiyordu. Alakasız bir konuda sitem etti.
"Keşke gazeteyi bu kadar kırıştırmasan, sevgilim! Bunun sadece kadınların yaptığı bir şey olduğunu sanırdım. Bahçe işleri sayfasını nasıl okuyacağım şimdi?"
"Okuma." Kapıya giderken onu öptü ve gülümseyerek, "Beni düşün," dedi.
"Ama söylemem gerek, Chris! Acaba kız mı olacak diye merak ediyorum!" Christine gözlerinden yaşlar akana kadar kahkahalarla güldü. Hatta o kadar çok gülmüştü ki Andrew endişeli bir şekilde doğruldu. "Yeter artık, Chris! Uğursuzluk getirebilirsin."
"Ah, canım benim," dedi Christine gözlerini silerek."Duygusal bir idealist olduğun için sana tapıyorum. Ama katı bir şüpheci olduğun zamanlarda...Eh! O zaman seni eve bile sokmam!"