Burak

Burak
@usburakk
Ve kezâ îmân, Şems-i Ezelî'den ihsân edilmiş bir nur olduğu gibi; saâdet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltı ile, vicdânında bulunan bütün emel ve isti'datlarının tohumları bir Şecere-i Tûbâ gibi neşv ü nemâya başlar, ebed memleketine doğru hareket eder, gider.
Sayfa 39 - sözler yayınevi·Kitabı okudu
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Îmân, Sa'd-ı Taftazanî'nin tefsirine göre; "Cenâb-ı Hakk'ın, istediği kulunun kalbine, cüz'-i ihtiyarının sarfından sonra ilkà ettiği bir nurdur." denilmiştir. Öyle ise îmân, Şems-i Ezelî'den vicdân-ı beşere ihsân edilen bir nur ve bir şuâdır ki, vicdânın iç yüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sâyede, bütün kâinât ile bir ünsiyet, bir emniyet peydâ olur ve herşeyle kesb-i muârefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husûle gelir ki, insan, o kuvvet ile her musîbete, her hâdiseye karşı mukâvemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir.
Sayfa 38 - sözler yayınevi·Kitabı okudu
Din
S — Peygamberlerin meslekleri birbirine uymadığı gibi, ibâdetleri de birbirine muhâliftir. Bunun esbâbı nedir? C — İ'tikàd ve amelde, usûl ve ahkâm-ı esâsiyede (esas hükümlerde)peygamberlerin hepsi dâimdirler, sâbittirler, müttehiddirler. İhtilâf ve tefâvütleri, ancak fürûâttadır.(ayrıntılardadır)Zâten, zamanların tebeddülüyle fürûâtın da tebeddül ve tağayyürü tabîi bir şeydir. Evet, mevâsim-i erbaada (4 mevsimde)tedâvi ve telebbüs gibi çok şeyler tebeddüle(değişime)uğrar. Meselâ; kışın giyilen kalın elbise yazın tebeddüle uğrar veya kışın güzel te'siri olan bir ilâcın, yazın fenâ te'siri olur, kullanılmaz. Kezâlik, kalb ve rûhların gıdâsı olan ahkâm-ı diniyenin (dinin hükümleri de)fürûâtı da, ömr-ü beşerin devreleri itibariyle tebeddüle uğrar.
Sayfa 25 - sözler yayınevi·Kitabı okudu
Meselâ: Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi, humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihâsı yoktur. İfrat mertebesi, fücûrdur ki, nâmusları ve ırzları pâyimal etmek iştihâsında olur. Vasat mertebesi ise, iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur. İhtar: Kuvve-i şeheviyenin; yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi fürûâtında da bu üç mertebe mevcûddur. Ve kezâ, kuvve-i gadabiyenin (güç)tefrit mertebesi, cebânettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdâdlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecâattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını fedâ eder; meşrû olmayan şeylere karışmaz. İhtar: Bu kuvve-i gadabiyenin fürûâtında da şu üç mertebenin yeri vardır. Ve kezâ; kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak sûretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise, hikmettir ki; hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, ictinâb eder.
Sayfa 23 - sözler yayınevi·Kitabı okudu
اِيَّاكَ kelimesinin takdiminden doğan hasr, abdin, Cenâb-ı Hakk'a karşı yaptığı ibâdet ve hizmetle, vesâit ve esbâba olan tezellülden kurtuluşuna işârettir. Lâkin, esbâbı tamamen ihmal ve terketmek iyi değildir. Çünkü o zaman, Cenâb-ı Hakk'ın hikmet ve meşîetiyle kâinâtta vaz' edilen nizâma karşı bir temerrüd çıkar. Evet, dâire-i esbâbda iken tevekkül etmek, bir nev'i tenbellik ve atâlettir.
Sayfa 21 - sözler yayınevi·Kitabı okudu
Din