“Açıklayabilirim!”
“Açıkla.” Hımm düşündüm de yapacak tek bir mantıklı açıklamam yok.
“Mantıklı bir açıklama bulamadım,” diyorum pes ederek.
“Burçak bana hakaret edince bende sinirlendim ve…”
“Burçak sana hakaret mi etti?”
“Bilmiyorum in misin cin misin, kız mısın erkek misin! Bilmiyorum yaşın kaç, adın gerçekte ne! Bilmiyorum neden geldin neden bir veda edemeden kaçıp gidiyorsun! Ama bildiğim tek bir şey var, Deva.”
“Ne olduğun, kim olduğun umurumda değil! Her kimsen! Uzaylı bile olsan gram umurumdaysa namert olayım!” diye bağırarak tüm salonu inletti. “Ben karşımda gördüğüm bu kişiden gerçekten hoşlanıyorum, Deva. Duydun mu beni?! Ve inan bana, ne olursa olsun onun bir veda bile etmeden çekip gitmesine izin verecek bir adam değilim ben!”
“Başarılar, Başar,” derken sesim kulağıma zar zor ulaşmıştı,
“Tüm güzellikler senin olsun.”
Fakat sarılamadım. Kollarım uzanmadı ona. Kulaklarım
uğuldadı, ellerim titredi ama bir adım daha yaklaşamadım. Kor uyordum bırakamam diye. Ya da kendimi tamamen bırakırım diye,
Tepki vermediğinden, daha fazla böyle duramayacağımı fark 'dip uzaklaşmaya yeltendim. Ama beni durduran, onun bileğimden tutması ve beni kendine doğru sıkıca çekmesiydi.
Sarılıyorduk.
Sarılıyorduk ve ben parçalara ayrılmak üzereydim.