• 293 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Türk edebiyatı çok usta bir kalemşor kazandı.
    Kadim yazarlar arasına adını yazdıracak kadar güçlü bir kalem.
    Jale Demirdöğen'den bahsediyorum.
    Baudelaire'nin 'Istırabımı görmeyen körün yüzüne tükürmek istiyorum' sözündeki sarsıcılığı hissettiren şiirleriyle tanıdım Jale'yi.
    İsmet Özel'in 'Kanla Kirlenmiş Evrak'ını okurken hissettiğim hayranlığı yaşadım dizelerinde.
    Jale her yeni şiiriyle hayranlığımı artırırken, bir adım ileri giderek yazarlığa soyundu.
    Ve ne de güzel yaptı.
    Adım attığı bu yeni mecrada romanlar arka arkaya geldi.
    'Kan Ağacı', 'Leyl', 'Hayal', 'Normal', 'Mutsuz Çocukların Tanrısı'nı, 'O İyi mi' izledi.
    Hani bazı yazarlar vardır, yeni bir eser yazmasını dört gözle bekler, eser ortaya çıktığında da özlemle bekleşen sevgililer gibi kavuşursunuz.
    Jale'nin her biten romanı, 'bir an önce yenisi gelse' lezzetini damakta bırakan cinsten.
    Nasıl ki Yaşar Kemal doğa betimlemeleriyle edebiyatın mihenk taşlarından biri sayılıyorsa, Jale Demirdöğen de Dostoyevski ya da Ahmet Hamdi Tanpınar ustalığıyla, insan ruhunun derinliklerini kusursuz aktarıyor.
    Öyle elinize alıp bir çırpıda okunası romanlardan değil Jale'ninkiler.
    Her cümlesi üzerinde oturup kafa yormalısınız.
    'Bir hikaye bu kadar güçlü nasıl anlatılabilir' şaşkınlığınız her cümlede artarken, hemen ardından öyle bir cümle dizisi çıkar ki karşınıza, yazarın ustalığı karşısında nutkunuz tutulur.
    Sayfalar ilerledikçe, gergefe işlenen nakış gibi cümleleri içselleştirmenin hazzı gitgide katlanır.
    İçten içe saygı duyarsınız bu cümlelerin yazarına.
    Her birinin üzerinde ne kadar düşünüldüğünü, nasıl emek verildiğini hissedersiniz.
    Her cümlede şiir lezzetini yaşamak da bonusu.
    İnsanı anlatmaya bu kadar hakim bir kalemin, bunu bir de edebi dille ifade etme ustalığı çok az rastlanan bir lütuf.
    Eminim bu yazıdan sonra tanımayanlar da eserleriyle tanışacak ve bu sözlerin hakkını teslim edecektir.
  • Türk edebiyatı çok usta bir kalemşor kazandı.
    Kadim yazarlar arasına adını yazdıracak kadar güçlü bir kalem.
    Jale Demirdöğen'den bahsediyorum.
    Baudelaire'nin 'Istırabımı görmeyen körün yüzüne tükürmek istiyorum' sözündeki sarsıcılığı hissettiren şiirleriyle tanıdım Jale'yi.
    İsmet Özel'in 'Kanla Kirlenmiş Evrak'ını okurken hissettiğim hayranlığı yaşadım dizelerinde.
    Jale her yeni şiiriyle hayranlığımı artırırken, bir adım ileri giderek yazarlığa soyundu.
    Ve ne de güzel yaptı.
    Adım attığı bu yeni mecrada romanlar arka arkaya geldi.
    'Kan Ağacı', 'Leyl', 'Hayal', 'Normal', 'Mutsuz Çocukların Tanrısı'nı, 'O İyi mi' izledi.
    Hani bazı yazarlar vardır, yeni bir eser yazmasını dört gözle bekler, eser ortaya çıktığında da özlemle bekleşen sevgililer gibi kavuşursunuz.
    Jale'nin her biten romanı, 'bir an önce yenisi gelse' lezzetini damakta bırakan cinsten.
    Nasıl ki Yaşar Kemal doğa betimlemeleriyle edebiyatın mihenk taşlarından biri sayılıyorsa, Jale Demirdöğen de Dostoyevski ya da Ahmet Hamdi Tanpınar ustalığıyla, insan ruhunun derinliklerini kusursuz aktarıyor.
    Öyle elinize alıp bir çırpıda okunası romanlardan değil Jale'ninkiler.
    Her cümlesi üzerinde oturup kafa yormalısınız.
    'Bir hikaye bu kadar güçlü nasıl anlatılabilir' şaşkınlığınız her cümlede artarken, hemen ardından öyle bir cümle dizisi çıkar ki karşınıza, yazarın ustalığı karşısında nutkunuz tutulur.
    Sayfalar ilerledikçe, gergefe işlenen nakış gibi cümleleri içselleştirmenin hazzı gitgide katlanır.
    İçten içe saygı duyarsınız bu cümlelerin yazarına.
    Her birinin üzerinde ne kadar düşünüldüğünü, nasıl emek verildiğini hissedersiniz.
    Her cümlede şiir lezzetini yaşamak da bonusu.
    İnsanı anlatmaya bu kadar hakim bir kalemin, bunu bir de edebi dille ifade etme ustalığı çok az rastlanan bir lütuf.
    Eminim bu yazıdan sonra tanımayanlar da eserleriyle tanışacak ve bu sözlerin hakkını teslim edecektir.
    (H/A)