Yozgatlı

Yozgatlı
@usta66
Umarım hayatta iyi yerlere gelirsin. Mesla Yozgat’a
Din nedir
"Din, ilk dolandırıcının ilk ahmakla karşılaştığı gün icat edildi..."
Reklam
kitapta çok beğendiğim bazı kısımlar
-yahudinin şapkası ve inkilaplar- “selâhattin gözleri parlayarak koşa koşa merdivenlerden inmişti ve daha o inişi duyar duymaz ben anlamıştım yahudi'nin onu kandıracağını: çok da sürmedi. elinde o tuhaf çanta, başında şapka, yahudi, bahçe kapısına yürürken: siz boşuna inmeyin istanbul'a, diyordu. siz bana gene bir mektup yazınız, ben her seferinde kalkar gelirim. her seferinde kalktı geldi: bir yıl sonra, elinde aynı çantayla küpenin öteki tekini almaya geldiğinde yahudi'nin başında gene aynı şapka vardı. sekiz ay sonra elmaslı bileziklerimden birincisini almaya geldiğinde o başındaki şapkayı müslümanlar da giymek zorundaydı. elmaslı bileziklerin ikincisini almaya geldiğinde yıl, artık 1345 değil, 1926 idi. öteki bilezik için de geldiğinde elinde gene aynı çanta vardı ve yahudi işlerden hep şikâyet ediyordu, ama artık güzel hizmetçi kadını soramıyordu. belki de, artık karılarını boşamak için iki kelime değil, bir mahkeme gerektiği için, diye düşünmüştüm” ————————————————— -gülerler- uyku gelmiyor. yatağın kenarından kalktım. canım aşure istiyor. masaya gittim, oturdum: üzerinde bir şişe kolonya, cam değil, ama içi gözüküyor. dün öğlen ilk gördüğümde cam sanmıştım, ama elimi değdirir değdirmez anladım, tiksindim, nedir bu dedim, cam şişe yokmuş babaanneciğim dedi nilgün ve beni dinlemeden bileklerime sürdüler. plastikten çıkan bir şey size hayat verebilir, ama bana değil. demedim, çünkü anlayamazlar ki. sizin ölü doğmuş çürük ruhunuzdur plastik! desem belki de gülerlerdi. gülerler: ne tuhaf şu ihtiyarlar, gülerler; nasılsınız babaanne, gülerler; televizyon nedir biliyor musunuz, gülerler; niye aşağı inip bizimle durmuyorsunuz, gülerler; dikiş makineniz ne güzelmiş böyle, gülerler; pedalı da var, gülerler; yatarken bastonunuzu niye yatağınıza alıyorsunuz, gülerler;
hepimiz o'nu bekliyoruz.
bazılarımız, galata köprüsü üzerindeki kalabalıktan bunalıp haliç'in kurşuni mavi sularına kederle bakarken; bazılarımız, surdibi'ndeki iki göz odayı bir türlü ısıtmayan sobaya odun atarken; bazılarımız, cihangir'in arka sokağındaki rum apartmanının o hiç bitmeyen merdivenlerini çıkarken; bazılarımız ücra bir anadolu kasabasında, meyhanede arkadaşlarla buluşma saati gelsin diye, istanbul gazetesindeki bulmacayı çözerken; bazılarımız da, o gazetede sözü edilen ve resmi basılan uçaklara binmeyi, aydınlık salonlara girmeyi, güzel gövdelere sarılabilmeyi hayâl ederken, o'nu bekliyoruz. ellerimizde yüz kere okunmuş gazetelerden katlanmış kese kâğıtları, en ucuz plastikle yapıldığı için, içindeki elmaları da sentetik bir kokuyla kokutan plastik torbalar, avuç içlerimizde ve parmaklarımızda morumsu izler bırakan pazar fileleri, çamurlu kaldırımlarda hüzünle yürürken de o'nu bekliyoruz. cumartesi akşamları şişeleri ve camları kıran erkeklerle, dünya güzeli kadınların doyum olmaz maceralarını seyrettiğimiz sinemalardan, yalnızlık duygusunu arttıran orospularla yattığımız kerhanelerin sokağından, küçük saplantılarımız var diye acımasız arkadaşlarımızın bizimle alay ettiği meyhanelerden ve gürültücü çocukları bir türlü uyuyamadığı için radyolarındaki tiyatroyu bile tadını çıkararak dinleyemediğimiz komşu evinden dönerken, hepimiz o'nu bekliyoruz. bazılarımız o'nun arsız çocukların sapanlarıyla sokak lambalarını kırdıkları arka mahallelerin karanlık köşelerinde ilk görüneceğini söylüyor, bazıları da milli piyango, spor toto, çıplak kadınlı dergi, oyuncak, tütün, prezervatif ve her türlü ıvır zıvır satan günahkârların dükkânlarının önünde. nerede, ama nerede ilk görünürse görünsün, ister küçük çocukların günde on iki saat kıyma yoğurduğu köfteci dükkânlarında, ister binlerce
Karıncalar
tüm tarihi boyunca avustralya aborjinleri hiçbir zaman kendisi için bir ev yapmayı düşünüp inşa etmemiştir. karınca hayret verici bir mimardır. miniminnacık bir yaratıktır, ama sekiz fit yüksekliğinde güçlü ve dayanıklı bir ev inşa eder. oransal olarak insanın boyutuyla kıyaslanırsa dünyadaki en büyük katedral veya aksaray kadar büyük bir ev. hiçbir vahşi ırk, deha veya kültürde karıncaya yaklaşabilecek mimarlar çıkartmamıştır. hiçbir medeni ırk, istenilen kullanım için karıncadan daha iyi bir ev planlayacak mimarlar çıkartmamıştır. karıncanın evi bir taht odası içerir; gençleri için bakım evleri, tahıl ambarları, askerler ve işçiler için daireler, vs; bunlar ve bunları birbirine bağlayan çeşitli salonlar ve koridorlar, kul-lanılılık ve uyumluluk konusunda eğitimli ve tecrübeli bir göz tarafından düzenlenmiş ve dağıtılmıştır. karıncaların askerleri vardır, taburları, alayları, orduları ve onlara savaşta önderlik eden atanmış yüzbaşı ve generalleri. karıncaların iyi planlanmış, incelikli ve iyi yürüyen bir hükümet sistemi vardır. yığınla köleye sahiptir, zorlu ve angarya iş vermek bakımından katı ve adaletsizdir. teksas'ta on iki fit karelik çiftlikler kurar, sürer, eker, yetiştirir, ürünü toplar ve depolar. karınca, dost ile yabancı arasında ayrım yapar. sir john lubbock iki farklı yuvadan karınca aldı, onları viski ile sarhoş etti ve bilinçsiz bir haldelerken yuvaların birinin yakınına, bir miktar suyun yanına bıraktı. yuvadan gelen karıncalar, bu yüz karası yaratıkları incelediler ve tartıştılar, sonrasında arkadaşlarını eve taşıyıp yabancıları suya attılar. sir john, deneyi birkaç kez tekrarladı. ayık karıncalar ilk sefer yaptıklarını bir süreliğine tekrarladılar. arkadaşlarını eve taşıyıp yabancıları suya attılar. ama sonunda, ıslah etmeye yönelik
İnsanlar hep aynıdır
yunanlılar, romalılar, persler, mısırlılar, ruslar, almanlar, fransızlar, ingilizler, ispanyollar, amerikalılar, güney amerikalılar, japonlar, çinliler, hintliler, türkler bin tane vahşi ve uysal din, akla gelebilecek her tür hükümet, kaplandan ev kedisine, her ulus kendisinin tek gerçek dine ve akli dengesi yerinde olan yegane hükümete sahip olduğunu biliyor. her biri geri kalanların hepsini hakir görüyor, her biri birer ahmak ve bundan şüphelen- miyor, her biri hayali üstünlüğünden gurur duyuyor, her biri kendisinin tanrı'nın gözdesi olduğundan tamamen emin, her biri şüphe duymaz bir özgüvenle tanrı'yı savaş zamanında idareyi eline almaya çağırıyor, tanrı düşmanın tarafına geçtiğinde her biri şaşırıyor ama alışkanlık gereği bunu affedip övgülerine devam edebiliyor tek kelimeyle, tüm insan ırkı halinden memnun, her zaman memnun, inatla memnun, yıkılmazcasına memnun, mutlu, minnettar, gururlu; dini ne olursa olsun veya efendisi ister kaplan ister ev kedisi olsun.
Reklam