Seçilmiş Tanrılar: Sıradan İnsanları Kutsallaştırma Hastalığı
İnsanlık tarihinin en ironik paradokslarından biriyle karşı karşıyayız: Kendi oyumuzla seçtiğimiz, bizim gibi etten kemikten, kusurlu ve sıradan insanları bir anda "üstün varlık" mertebesine çıkarıyoruz. Onlara tapıyoruz, eleştiriye kapalı hale getiriyoruz, hatalarını görmezden geliyoruz. Bu, demokrasinin en büyük aldatmacalarından biri haline gelmiş durumda: "Halkın iradesi" diye diye, halkın kendisi kendi yarattığı putlara köle oluyor.
Düşünsene. O yönetici de senin gibi trafik sıkışıklığında sinirleniyor, ailesiyle tartışıyor, bazen yalan söylüyor, bazen rüşvetin tadını alıyor. Ama bir kere koltuğa oturdu mu, etrafında bir kutsallık halesi oluşuyor. TV’lerde "devletimizin başı" diye saygıyla anılıyor, eleştiri yapan "devlete hakaret"le suçlanıyor. Sanki o kişi artık insanlıktan çıkmış, ilahi bir statüye kavuşmuş gibi. Halbuki seçimden önce aynı insan, kapı kapı dolaşıp "ben de sizden biriyim" diye yalvarıyordu. Seçilince mi birden DNA’sı değişti?
Bu hastalık, psikolojik bir temele dayanıyor. İnsan beyni otoriteye karşı doğal bir itaat mekanizması geliştiriyor. Binlerce yıllık krallık, imparatorluk ve din gelenekleri, beynimize "güçlü olan kutsaldır" kodunu işlemiş. Demokrasi geldiğinde bu kod silinmedi, sadece format değiştirdi. Artık kral değil, "halkın seçtiği lider" var. Ama tapınma ritüeli aynı: Bayraklar, sloganlar, "büyük lider" methiyeleri, muhaliflere düşmanlık. Farkı yok. Sadece ambalaj daha modern.
En tehlikelisi de şu: Bu kutsallaştırma, yöneticilerin kendilerini gerçekten tanrı sanmasına yol açıyor. Eleştiriyi "millet düşmanlığı" olarak görüyorlar. Yolsuzluk yaptıklarında "devlete karşı komplo" diyorlar. Skandallar patladığında "bizi çekemiyorlar" diye ağlıyorlar. Halk da bir kısmıyla buna