Geleneklerimizin en güzellerinden olan Halk Oyunlarımız ve Halk müziğimiz şüphe yok ki dünya ölçüsünde ve müstesna bir mevkidedir. Oya gibi işlenmiş ezgilerin, figürlerin disiplini, tabiiliği konunun içine girdikce insanı kendine hayran bırakıyor.
Uzun havalar, güzellemeler, ilençler, ağıtlar, yiğitleme ve koçaklamalar, öğütler, zeybekler, halaylar, horonlar, karşılama ve barlar, bengiler-mengiler, dinledikçe-seyredildikçe buram buram, yağmur yemiş toprak kokusunu getiriyor yurdun dört bir yanından.
Bağlama - Kaval - Kemençe - Kemane Sipsi - Zurna - Davul, usta ellerde konuştuğu zaman, insani duyguları nasıl da yalın-yapmacıksız dile getirirler. Bardan Horaya, Horondan Zeybeğe, Halaydan Bengiye, Güvendeye kadar oyunların hangisini bir diğerinden üstün tutabilir, hangisinden vazgeçebiliriz.
Oyun ve müzik, milliyet duygusunun ve eğitimin en güçlü araçları olarak yüzyıllar boyunca Tük toplum hayatının çeşitli yönleriyle bağlantısını koruyan, millî ve büyükbir geleneğimizdir.
Bir coğrafya ve tarih gerçeği olarak, çeşitli bölgeler içinde değişik ve renkli örnekler halinde, her fırsatta millî ve mahallî bir kaynaşma ve hareket unsuru halinde yaşatılan bu gelenek, tabiat sevgisi, insan sevgisi, memleket sevgisi ve millet bağlılığının açık tezahürüdür.
Düğünler, açık ve kapalı yerlerde yapılan toplantılar, imece ve saya şenlikleri, sıra, yâren, dernek toplantıları, seymenlik, çeşitli mevsim eğlenceleri, bayramlar, törenler ve Adetlerle ilgili hareket ve kaynaşmalarda, müzik ile oyun daima biraraya gelmiştir.
Türk Halk Oyunları ve müziklerini iyice tanıyabilmek için, herşeyden önce bölge özellikleri ve bölgelerarası yayılışları araştırmak gerekmektedir. Hangi merkezlerden yayıldıkları, bu yayılışlarda geçirdikleri değişiklikler, çeşitli yerli (ağız) lar ve (figür) lerin