(Hiçbir spoiler yoktur; gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz.)
Ben kitaplara ve kitap okumaya aşık bir insanım. Çoğu zaman üslup itibari ile daha minimal olan eserleri okumayı tercih ettim hep. Kendimi bildim bileli okurum ve bu hiç değişmedi. Ancak söz konusu Dostoyevski olduğunda hiç bilmediğim deryalara can simidim olmadan girmeyi bir gelenek haline getirdim. Aslında onun karaladığı satırlar arasında debelenerek yüzmeye çalışmak çok hoşuma gidiyor. Zira, başladığım her yeni cümlede ‘Acaba bu defa hangi bilinmezliğin içine dalıyorum?’ sorusunu sorarken buluyorum kendimi.
‘Yer Altından Notlar’ da her ne kadar okursam okuyayım, hep bir yerlerde bilinmez bir köşesi kalan ve Ateş Fedya’nın düşünce şeklini ana hatlarıyla yansıtan bir eser benim için. Eğer sizler de bu ufak mikrokozmayı okumaya karar verirseniz; karşılaşacağınız yegâne şey türlü çileler çeken ve her defasında kendini harcamanın eşiğine gelen bir karakter olacaktır. Esas oğlanımızın en ön saflarında ve silahsız çarpıştığı bu savaş bir varoluş savaşıdır bana kalırsa. Tüm bunların yanında kitabın anlatıcısı ve aynı zamanda da ana karakteri ile yazar arasında birçok paralel çizmek de mümkündür. Çünkü çevresi tarafından türlü alaylara maruz bırakılan Dostoyevski de kendini dinlemek adına çekildiği yer altında türlü keşmekeş ve buhran ile uğraşmak zorunda kalmış. Tıpkı esas oğlanımızın yer altında yaşadıkları gibi…
Eserin yapısal özelliklerine gelecek olursam eğer; söyleyebileceğim ilk şey kitabın konusunun ‘benliğin parçalanışı’ teması etrafında şekillendiğidir. Dikkat ederseniz bilinçli bir şekilde daha kapsayıcı bir ifade olan ‘eser’ kelimesini kullanıyorum çünkü bu parçayı roman etiketi altında kategorize etmenin ne kadar doğru olduğu konusunda bazı çekincelerim var. Bana kalırsa bu yazını daha çok bir