Adı:
Jacob'ın Odası
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053754138
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Jacob
Jacob
Kaptan artık belediye meclisi üyesiydi. İkisi de geceye baktılar, Londra'nın gecesiyle aynıydı, yalnızca bu çok daha şeffaftı. Kasabadaki kilise çanları saat on biri çalıyordu. Denizdeki rüzgâr dinmişti. Bütün yatak odası pencereleri karanlıktı, oysa o saatte Londra'da, Parliament Hill'dem Guy Fawkes'ı yakıyorlardı.
216 syf.
·1 günde·7/10
Kitap hakkında ilk söylenmesi gereken şey kolay lokma olmadığı. Sebebi de kitabın bir olay, konu, zaman ve mekan örgüsü içermeden bağımsız ilerlemesi. Yazar yani Virginia Wolf kitabi yazarken aklindan geçen düsünceleri de eklemeyi ihmal etmemiş. Akıcı bir kitap değil. Özellikle xe bu tarz kitaplara alışkın degilseniz hep olaylar ve cümleler arasinda baglanti kurmaya calsiiyorsunuz ve kuramiyorsunuz. Yani demem o ki derin bir kitap ve yorucu... Güzel mi? Bu tarz kitaplara cok alisik olmadigim icin benim acimdan orta derecede. Ama okunmali mı derseniz elbette ki okunmali...Cünku degisik ve ozgun bir tarzi var en onemlisi de Virginia Wolf gibi bi yazarin kaleminden cikmis olmasi...Mutlaka baska kitaplarini da okuyacagim ve bu tarza alistigimda buraya cok daha farkli bir inceleme kaydedebilirim.
216 syf.
·4 günde·7/10
Jacob’un Odası, Virginia Woolf’un ilk deneysel romanıdır. Bu kitapta bilinen tüm geleneksel yöntemleri kırmış, imkansızı başarmış ve yeni bir teknikle okurun karşısına çıkmıştır. Kelimeler, zihnin akışıyla uyum içindedir ve geleneksel anlatımda çok uzaktadır ; hikayenin akışında kopukluklar vardır ve parçalara ayrılmıştır. Belirli bir olay örgüsü yoktur ; zaman ve mekan da belirsizdir.

Genç yaşta kaybettiği kardeşine ve savaşta ölen tüm gençlere atfedilen bu kitapta Virginia Woolf’un umutsuzluğu her satırda hissedilir…
216 syf.
·Puan vermedi
Kişisel gelişim biz doğduğumuz andan önce başlayan bir süreç. Anne karnında başlıyor elbette ama genetik bir sürü faktör ve ailesel şartların yanında coğrafi şartların ortasına doğuyoruz. Biz hiç bir zaman “boş bir sayfa” olarak gelmiyoruz dünyaya. Şartların zaten şekillendirdiği bir ortama önce konuk sonra o şartların sonucu oluyoruz. Dokunuyoruz her şey ve bize yakın insana. Onlarda dokunuyor elbette bizim hayatımıza. Etkileşim bir insan davranışı ve pek çok yolu var bunun. Bir kısmı unutulmuş bile olsa.

“Mektupları düşünelim -nasıl kahvaltıda geliverdiklerini ya da gece vakti, damganın ölümsüzleştirdiği sarı pullarıyla, yeşil pullarıyla- çünkü insanın kendi postaladığı zarfı bir başkasının masasının üzerinde görmesin, edimlerin her şeyi nasıl kesip koparıverdiğini ve bize yabancılaşıverdiklerini fark etmek demektir. Ancak o zaman zihnin bedenden sıyrılıp çıkma gücü gözle görülür olur ve belki de masanın üzerinde yatan bu kendimizin hayaletinden korkar ya da nefret eder ya da onun ortadan kalkmasını dileriz.”

Ayrıntılar ise çoğu zaman görmezden geldiğimiz boşlukları oluşturur. Çatının şekli, insanın suratı, operanın sahnesi. Dokunulan tüm anlarda kalan tüm dokunuşların izlerinde bir gelişim gösteririz. Unutulan anların kalıntıları kara kutularda, hediye edilen eşyada, şömine üzerinde ki fotoğraflarda aranır. Ya da gizlidir. Bu yolculuk sırasında bir sürü kayıp da yaşanır. Bize kattıkları veya aldıkları ile birlikte elimizden kayıp giden aslında koskoca bir dünyadır. Yol öğrenme sürecidir:

“...bir hocaya öğrettiğinin imgesini ayna olarak tut ayna kırılır.”

Bizde ki öğrenim süreçleri bize özgüdür ve yansımaları da bize aittir. Bir eğri tümsekli bir yoldur yaşam. Bu yolda daima başarı olmadığı gibi başarısızlık da yok. Aslında çoğu zaman tek düze bir çizgide ilerleyen bir hayatımız var hepimizin:

“Felaketler, cinayetler, ölümler, salgınlar değildir bizi yaşlandıran ve öldüren; insanların nasıl baktıkları ve güldükleri, otobüslerin basamaklarını nasıl hızla tırmandıklarıdır.”

Ayrıntıların yarattığı boşlukları seçen bir yazarın kaleminden bu süreci izliyorsunuz. Düşünsel bir akış tekniği ile zamanın çizgisel olmadığı bir mekansallık içinde yazmış. Olay insanlık tarihini etkileyen bir savaş öncesini ve sonrasını kapsıyor. Birinci dünya savaşı. Bu şartlarda İngiltere’in yaşadığı kültürel ve sosyal değişimi görüyorsunuz kopuk kopuk. Ama asıl bir gencin yaşamına konuk oluyorsunuz. Derinlemesine ve ayrıntıların ön planda olan bir düzlemde. Dokunuşların izlerini sürüyor bakışların bize kattıklarının izini. Kutularda gizli anıları ve o anlara ait anlara götürüyor bizi yazar. Oda bağlamında kişisel gelişimin ve sosyal kültürel değişimin izlerini. O odayı girip kokluyor penceresinde ki çiçeği kenara çekip manzarasının keyfini çıkarıyorsunuz. Yollar yıllar akıp giderken odanın sahibinin kaybını hissediyorsunuz. Ailesel ve kültürel şartların bir araya gelip yonttuğu o ruhun kıvrımlarını arıyorsunuz odanın penceresinden. Kolay bir dil seçmemiş yazar. Biraz yoğun bir anlatım seçmiş biraz daha dikkatli okuyun demiş.
Keyifli okumalar!
“Erdemleri bir ya da iki sayfada özetleniveren kitapları severim. Üzerlerinden ordular geçse kılı kıpırdamayan cümleleri severim.”
"İnsanın hayat boyu yazıp yazacağı en önemli eserin çekirdeği olabile­cek türden bir karalama ya da belki yirmi yıl sonra bir kita­bın arasından düşer de tek bir kelimesinin ne anlama geldi­ğini hatırlamazsınız."
"Hayatın garip yanı, niteliği yüzlerce yüzlerce yıldır her­kesçe malum olmasına rağmen, kimsenin onu yeterince anlatamamış olması. Londra sokaklarının haritası var, ama tutkularımızın haritası yok. Şu köşeyi dönünce ne çıkacak acaba karşımıza?"
"Hepimizin içinde adının konmasını istemeyen mutlak bir yan var. Toplumda alaya alınan, çarpıtılan bu işte."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Jacob'ın Odası
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053754138
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Jacob
Jacob
Kaptan artık belediye meclisi üyesiydi. İkisi de geceye baktılar, Londra'nın gecesiyle aynıydı, yalnızca bu çok daha şeffaftı. Kasabadaki kilise çanları saat on biri çalıyordu. Denizdeki rüzgâr dinmişti. Bütün yatak odası pencereleri karanlıktı, oysa o saatte Londra'da, Parliament Hill'dem Guy Fawkes'ı yakıyorlardı.

Kitabı okuyanlar 71 okur

  • α
  • Gümüşservi
  • Ezgi Akıllıoğlu
  • Burcu Erdoğan Boz
  • Adem
  • Bilge
  • xx
  • Nihan Alkan
  • Sümeyye
  • İrem

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%10.5 (2)
6
%5.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0