Kartacalı Augustinus,* buhranlar içinde kıvranıyormuş. Bir yandan bütün sıcaklığı, bütün diriliği, bütün şuhluğu ile hayat: şarap, kadın, tiyatro... Ötede çile. Kafesteki bir aslan gibi isyanla, öfke ile, endişe ile dolaşırken bir ses gelir kulağına hafiften: Al ve oku. Ve önünde bir kitap açılır: Aziz Petrus’un* “Mektuplar”ı. “Ömrünüzü şölenlerle geçirmeyin. Kaçın tenin nazlarından.” Ve çapkın Augustinus, Aziz Augustinus olur.
Yuvarlanırken tırnaklarını kâğıda geçirmek istiyorsun; kâğıda, yani ebediyete. Zavallı çocuk, bilmiyorsun ki ebediyet sümüklüböceğin izleri kadar aldatıcı.
“Elli yılı kucaklayan sosyalist düşünce tarihimizde, Türkiye gerçeklerine yönelmiş iki tane makale bulmanın ihtimali yoktur; Batı’dan duyduğumuz bir iki basmakalıp düşünceyi tekrarlamaktan başka ne yaptık?”