Annemi zorla evlendirmişler, 16’sında savmışlar başlarından. Veren de kendi annesi. İnsan eskiciye bir leğen karşılığında verdiği eskiyi bile durup bir düşünüyor değer mi diye. Şu yaşa geldim henüz kabullenemedim, sanki beni zorla vermişler gibi :) Köyde geçen genç kızlığı , belki adını internet çağından öğrendiği ergenliği, kurmasına bile fırsat verilmeyen hayalleri… Bizim memleketin annelerinden. Yani bir çocuk doğurmakla bin tane vebali de doğuranlardan. Sen kadınsın denenlerden, ayıpları çok olanlardan , ütüsüz gömleğin bedelini ödeyenlerden, eksik eteklerden.. O benden büyük fakat ben annemden daha çok yaşadım hayatı. Yemediklerini yedim belki, hiç görmediği yerleri gördüm , mutlu anlarım daha çok oldu. Ama onun aklında hâlâ daha benim daha çok mutlu olmam. Nerden baksan enayilik. Nerden baksan annelik, nerden baksan ödenemeyecek bir emek. Bizde konuşulmaz öyle şeyler ama bir sürü sorum var. Her şeyden evvel , hiç aşık oldu mu mesela ? Aşk acısı nedir bilir mi ? Güzel kıyafetlere ilgisi var mıydı örneğin, aynanın karşısına geçip yüzüyle kavga eder miydi niye daha güzel değilim diye ? Yemeğe götürüldü mü hiç , götürüldüyse kendi seçti mi ? Altı çocuk istemiş miydi sonra ? Verememişti ama ismleri ne olsun istemişti ? Sonra yalnızlık… Kimlere anlattı, hani boğulduğu anlar vardır insanın , bir el aradığı bir nefes kolladığı anlar. Kimden bekledi ? İnsan örselenmemiş, eksiltilmemiş anneler görmek istiyor. Bu yaşımda üstümü örter hâlâ, fakat bir kere olsun sarılmadık şöyle gönülden. Ona ayıp diye öğretilmiş bana normali bu diye belletildi. Gerçek şu ki; ne o bana hiç bilmediği o sarılmalarla gelebilir ne ben bu soruları sorabilirim artık. Her şeye rağmen şaşıyorum şu anneliğe. Düşündükçe aklımı bulandırıyor, gözlerim buğulanıyor. Bana insanlığımı hatırlatıyor,