#okudumbitti Merhaba kitap dostlarım.@beyazbalinayayinlari'ndan harika bir eserle geldim.Toplumumuzda giderek artan akran zorbalığı,şiddet,toplumsal dışlanma,ötekileştirme vb. durumlara dikkat çekmek,farkındalık kazandırmak için gerçekten önerilecek bir eser. #yüzelbiseninsırrı
Yazarın kendi yaşadığı bir durumdan etkilenerek kaleme aldığı bu eser,insanın yüreğine dokunuyor.
Yazar bu hikâyeyi akran zorbalığına uğrayan bir arkadaşına özür dileme mahiyetinde yazmıştır,bu haksızlığı görüp de ses çıkarmaması yazarı oldukça üzmüştür ve vicdan borcu olarak bu hikâyeyi kaleme almıştır.Eseri okurken hangi karakterin yazarı temsil ettiğini de fark ediyorsunuz zaten.
Hikâyemizin kahramanı sınıf arkadaşları tarafından ismi ve görünüşü dolayısıyla sürekli alay edilen, annesini kaybetmiş,babası ve erkek kardeşiyle yaşayan,çekingen,yoksul bir kız çocuğu olan Wanda Petronski'dir. Wanda okula her gün aynı kıyafetle gelir,temiz ama eski ve ütüsüz mavi bir elbisedir bu.Aynı zamanda arkadaşlarına sürekli evinde yüz elbisesi olduğunu vurgulayıp durur.Wanda'nın sürekli eski elbiseyle okula gitmesi özellikle okulun popüler kızlarından biri olan Peggy ve arkadaşı Maddie'nin onunla alay etmelerine neden olur. Maddie aslında yaptığı davranışlardan dolayı rahatsızdır,fakat kendi yoksulluğunu saklamak için susup Peggy'e uyar.Fakat bir gün Wanda okula gelmeyi bırakır ve babasının okula yazdığı mektupla şehir değiştirdikleri,yeni bir okula başladığı haberini alırlar. Bu durum Peggy ve Maddie'yi nasıl etkileyecek?Wanda'nın yüz elbisesinin sırrı aslında ne?Akran zorbalığı empati ile yer değiştirirse sonuç ne olur?Hepsinin cevabı kitapta.
Çocuklara akran zorbalığının zararlarını,empatiyi, hatalardan ders almayı,pişmanlığı,merhameti, özeleştiri yapabilmeyi, özür dilemeyi anlatan eser değerler
Herkese selamlar
Bugün size #TheWilmotSisters in ilk kitabi olan #TwoWrongsMakeaRight #ikiyanlisbirdogru yorumu ile geldim. Seri tamamlandıktan sonra nihayet başlamak cok keyif verdi, zira bu ilk kitap tam benlik cikti, cok sevdim.
Her iki karakterin bakis acisiyla, akici ve son derece esprili bir dille kaleme alinmisti. Biri asosyal digeri ise otizmli olan bu ikilinin ortak noktaları insanlarla etkileşime gecememeleriydi.
Ama tek ortak nokta buydu. Beatrice erotik resimler çizen, vücudunda dövmeler olan, saclarının uclarıni boyamis, otizminden dolayi rahat ettigi kıyafetler giyen bir sanatciydi. Jamie ise utusuz gezmeyen, özenli ve saglikli bir yaşam süren, bir cocuk doktoruydu. Gorunuste ve burçlarında (Bea yengeç, Jamie oğlak) bu kadar zıt olan iki karakterin aslinda ruh ikizi çıkmalarıni cok tatli buldum.
Romantik kitaplarin malum sonuna dogru bir ayrilik mevzusu olur. Bundaki mevzuda Bea fazla hassas davranarak Jamie'yi üzdü. Burada biraz sinir oldum sadece ama neyse ki kibar cocugum yine yapti yapacağını ve günü kurtardı.
Eglenceli kafa yormayan aska doyuracak bir kitap arıyorsanız okuyun pişman olmazsınız.
Bea'nın ikizi ile Jamie'nin ev arkadası ikilinin birbirlerine uygun olduklarını düşünüp tanıştırmaya karar verirler. ikiside ilk goruste birbirinden etkilense dahi yasadiklari talihsiz durumlardan sonra tanıştıkları gün atisirlar ve bu yuzden birbirilerinden nefret ederler. Asla tekrar görüşmek istemezler (Özellikle de bu nefret kısmı cok hoşuma gitti. Yazar guzel yansıtmışti.) Ancak kiz kardesi ve sevgilisi ısrarla bu ikiliyi bir araya getirmek istedikleri icin bu kez onları baska biriyle tanistiracaklari yalanını atıp oncelikle telefonda anonim olarak mesajlasmalarini isterler. Ilk tanisma fiyaskosu nedeniyle ve kendilerini daha rahat hissedeceklerinden
Özellikle de bu dönemde o kadar iyi geldi ki yer yer ağladığım yer yer durup sorguladığı sözde çocuklar için yazılmış bu derin kitabı özellikle de şu zamanlarda herkesin okuması gerekiyor
Han Kang – Vejetaryen
Rüyalar başlamadan önce Yeong-hye ve kocasının hayatları gayet sıradandı. Evliliğin tekdüzeliğinde normal bir yaşam sürerlerken, Yongh-hye rüyalar görmeye başladı ve vejetaryen olmaya karar verdi. Evdeki tüm etleri bir torbaya doldurdu.
Kalamarları.
Yumurtaları.
O hafta kocası, iş yerine ilk kez ütüsüz bir gömlekle gitti. Bu, korkunç değişimin başlangıcıydı.
Han Kang’ın Vejetaryen kitabı üç bölümden oluşan, ağır ama etkileyici bir anlatıma sahip bir eser. Benim için bu kitap, her bölümünde farklı bir duygu uyandırdı; ilk bölümde öfke, ikinci bölümde rahatsızlık, üçüncü bölümde ise hüzün ve etkilenme.
Birinci bölüm de en çok dikkatimi çeken şey, Yeong-hye’nin kocasının benmerkezci tavrı oldu. Kadının et yemeyi bırakmasını bile kendi çıkarlarıyla ölçmesi, bunun için ailesini arayıp şikayet etmesi, annesinin ise kızına destek olmak yerine damadına karşı gelme üzerinden yaklaşması beni çok öfkelendirdi. Burada ataerkil düzenin hâlâ çok güçlü olduğunu ve kadınların da bu baskıyı kabullenmek zorunda bırakıldığını görmek sinir bozucuydu.
İkinci bölüm ise rahatsız ediciliği en üst noktaya taşıdı. Bu kez ablanın kocasının gözünden okuyoruz ve o da çıkarcı, sapık bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Kendi sanat anlayışı uğruna, ruh sağlığı zaten yerinde olmayan Yeong-hye ile ilişkiye girmesi ve sonuçlarını görmezden gelmesi beni ben ne okuyorum diye sorgulamaya itti. Kitabın en zorlayıcı kısmı kesinlikle bu bölümdü.
Üçüncü bölüm de ise ablanın gözünden olaylara bakıyoruz. Ablası, çocukluktan kalan travmaların kardeşini yavaş yavaş delirttiğini fark ediyor ve onu hayatta tutmaya çalışıyor. Bu bölüm, kitabın en duygusal ve en insani tarafıydı. Okurken üzüldüm çünkü Yeong-hye’nin sessiz çığlığı artık tamamen duyuluyordu.
Genel olarak kitap, toplumsal
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
Zübeyde Andıç'ın ilk öykü kitabı "Kuşlar, Pıtraklar ve Tıraş Sandığı" kitabı on altı öyküden oluşuyor. Arka kapakta yazısı olan Arif Ay'a ait epigrafla başlıyor kitap:
"ateşten mi geçiyorum
ateşi mi gezdiriyorum yollarda
dağılmış kanatlar gibiyim
rüzgârını beklediğim anlar
kuşlar uçar uçar da akşamına"
Günlük hayatta karşımıza çıkan sıradan olaylar. Bazı öykülerde olay hiç yok diyebiliriz. Anlatı türünde yazılmış desek daha doğru. İçinde olayın belirgin olduğu öykülerde bakıma muhtaç yakını olmanın verdiği ıstırap ön plana çıkmış. Bazı öykülerde de toplumdaki ekonomik dengesizlik sezdirilmiş. Kahraman anlatıcılar erkek ve kadın eşit dağılmış. Yazar, hayata erkeklerin gözünden de başarılı bir şekilde bakabiliyor. "Ben derdimi söyleyemem" öyküsünde görüyoruz. Bunu, gözlem gücünden aldığını düşünüyorum. Bu gözlem gücü öykülerde ayrıntıları yakalamasını da sağlamış. Kitabın son öyküsü "Acıdan Kalma Uyuşukluk Üzerine Edilebilecek Lafların Toplamı"nda "Söylemeseydim deli olacaktım" cümlesiyle Sait Faik Abasıyanık'a selam yollamış.
Öykülerin dili ilmek ilmek çalışılmış. Orijinal benzetmeler, şiirsel bir dil bizi karşılıyor. Orijinal benzetmeye örnek olarak Kuşlar, Pıtraklar ve Tıraş Sandığı öyküsünden "Ütüsüz bir gömlek gibi önüme serilmiş yüzünde" ifadesini verebiliriz.
96 sayfalık ama etkisi bir ömür sürecek: Yüz Elbisenin Sırrı
Farklı bir isme sahip olduğu ve her gün aynı elbiseyle okula geldiği için arkadaşlarının zorbalığına uğrayan bir kız çocuğu Wanda. Her gün ütüsüz ama tertemiz olan mavi elbisesini giyer ve bir de iddialı bir şekilde “Yüz elbisem var, hepsi de dolabımda sıra sıra dizili.” der. Tabii bu, diğer çocuklar için dalga geçmek adına büyük bir malzeme olur.
Wanda’ya en çok zorbalık eden kişi, okulun en popüler kızı Peggy’dir. Onun en yakın arkadaşı Maddy ise aslında yoksul bir ailenin çocuğudur. Eski kıyafetler giymesine rağmen, bu gerçeği saklamak için Wanda’ya yapılan zorbalığa ses çıkarmaz, çünkü kendisi de dalga geçilmekten korkar.
Derken bir gün Wanda okula gelmez. Ve işte o zaman herkes “yüz elbisenin sırrı”nı öğrenir.
Kitabın yazarı Eleanor Estes, bu hikayeyi özür dileme fırsatı bulamadığı bir arkadaşına vicdan borcu olarak yazmıştır. Arkadaşının uğradığı akran zorbalığına sessiz kalması yüreğine büyük bir yük olan Eleanor Estes’in bu hikayede hangi kahraman olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.
Kitap, akran zorbalığının ne kadar acımasız olabileceğini gösterirken iyilik, şefkat ve cömertliğin yürekte bıraktığı güzellikleri de hatırlatıyor.
Sonradan telafi şansımızın olmayacağı hatalara düşmemek adına güzel bir uyarı niteliğinde.
96 sayfalık gerçek bir olaydan esinlenmiş, hem anlatımıyla hem çizimleriyle akıllarda kalacak bir kitap