Askeri Sosyoloji , C. Wright Mills’in güç ağı kavramıyla birlikte düşünüldüğünde , ordunun modern toplumda yalnızca bir güvenlik kurumu değil , aynı zamanda siyasi ve ekonomik elitlerle iç içe geçmiş bir güç odağı olduğunu gösterir. Örneğin Amerika'da ordu elitleri, ekonomik elitler ve siyasi elitler benzer hatlardan gelip kurumlarda üst yöneticiliklere terfi etmişlerdir. Mike Pompeo örneğinde olduğu gibi askeri kariyer zamanla özel sektöre kayabilir hatta bir özel şirkette yöneticiliğe oradan da dışişleri bakanlığına kadar gidebilir. Amerika'da bunun gibi sayısız siyasi figür vardır. Bu hat, Amerika'nın elitlerini, ordu-siyaset-ekonomi gibi konularda ortak bir zeminde buluşturup, birlikte karar aldırmaya iten en önemli güçtür. The Power Elite’te vurgulandığı gibi , sanayileşmeyle birlikte askeri yapı ile endüstri arasındaki bağ güçlenmiş ve bu durum askeri - endüstriyel bir bütünleşme yaratmıştır. Bu çerçevede ordu , modern güç ilişkilerinin merkezinde yer alan belirleyici bir aktör haline gelmiştir.
The Secret of Secrets (Sırların Sırrı), sosyolojik açıdan bakınca, modern insanın bilgiye ulaşma ve onu kontrol etme çabalarını gösteriyor aslında. Michel Foucault’nun “bilgi ve iktidar” teorisiyle filmin bu kısmını ele alırsak Robert Langdon’un peşinde olduğu gizli örgütler; bilgiyi sadece güç kazanmak için kullanıyor ve elde ettikleri ve edecekleri bilgiyi insanları kontrol etmek için kullanıyorlar. Michel Foucault’ya göre bilgi, sadece “gerçekleri bilmek” değil, aynı zamanda iktidar kurmanın ve sürdürmenin aracıdır. Langdon’un peşindeki örgüt de tam olarak bunu yapıyor: Katherine Solomon’un bilinç ve ölüm sonrası araştırmalarını ele geçirerek bilgiyi güç kazanmak için kullanmak istiyorlar. Yani kitapta bilgi, masum bir keşif aracı değil, toplum üzerinde kontrol kurma ve bireyleri yönlendirme aracı olarak görülüyor. Katherine Solomon’un yaptığı bilinç ve ölüm sonrası araştırmalar ise, Giddens’ın yapı ve eylem teorisi açısından, bireyin toplumdaki rolünü ve bu yapıları değiştirme imkânını gösteriyor gibi duruyor. Ayrıca kitap Prag, Londra ve New York gibi farklı şehirleri de kullanarak mekân ve sosyal etkileşim konularını işliyor; tarihi semboller ve kültürel miras da insanların kimlik ve güç algısını etkiliyor. Genel olarak, kitap sadece heyecanlı bir macera değil, aynı zamanda modern toplumda bilginin, gücün ve etik sınırların nasıl iç içe geçtiğini düşündüren bir roman.
Kurtuluş Savaşı sırasında cephede savaşan askerlere cephane taşımak önemli bir görevdi. Bu zorlu görevi üstlenenlerden biri de Kastamonu'da yaşayan Şerife Bacı oldu. Dondurucu soğukta, kağnısıyla mermi taşırken yanında bebeği de vardı. Kar , tipi ve dondurucu soğuk her ne kadar onu zorlasa da , Şerife Bacı geri dönmeyi düşünmedi. Çünkü onun için vatanın kurtuluşu her şeyden daha önemliydi. Sonunda, bu uğurda soğuktan donarak bebeğiyle birlikte hayatını kaybetti. O artık fedakarlığın ve korkusuzluğun sembolüdür. Vatansızlara ithafen namussuzlara ithaf edilir.
Zamanın ve mekanın belirsizleşmesi, ismini bile unutman, karanlığın dahi olmaması ve dilin yersiz yurtlaşması. Artık her şey sadece kahkahalardan ibaret.