Elini savurdu ve sanki tüy gibi bir dokunuşla bir parça tozu silkelemiş gibiydi, bu toz da Harappa uygarlığıydı,Keldani şehri Ur’du; örümcek ağlarıydı, Teb’di ve Babil’di, Knossos’tu ve Miken’di. Silkele, silkele; hani Odysseus nerede kaldı, Eyüp nerede? Ya jüpiter ve Gottama nerede? İsa’ya ne oldu? Silkele; ya o Atina ve Roma denen, Kudüs ve Orta krallık denen antik pisik zerreleri, hepsi yok oldular. Silkele; İtalya’nın bulunduğu yer boşaldı. Silkele, katedralleri silkele; Kral Lear ve Paskal’ın düşüncelerini silkele. Silkele, Tutku’yu silkele, Requiem’i silkele, Senfoni’yi silkele, silkele…
“Sonunda çocuğun zihni bu öğretilere dönüşene dek ve bu öğretilerin toplamı çocuğun zihnini oluşturana dek. Sadece çocuğun zihnini değil. Yetişkin zihnini de, tüm yaşamı süresince. Yargılayan, arzulayan ve karar veren zihin; bu öğretilerden oluşacak. Ama bütün öğretiler bizim öğretilerimizdir!”
Müdür neredeyse zaferle haykırıyordu.
“Devletin öğretileri!”