...Avusturya’da, üzeri çiçeklerle süslü, çam kokulu, koskoca bir kalıp sabun görmüştüm. İçimizden birinin, bu sabunun amcasından elde edildiğine inanması için yeterli nedenleri vardı. Auschwitz’de bu eşyalardan bir sergi yapmışlar ve insan bu meşum sanayinin piyasada harika bir geleceği olduğunu anlayabiliyor: İnsan derisinden üretilmiş bir bavul, çok üstün kalitede bir mal. Ben insanın bu kadar işe yarayacağını, hatta bavul yapmaya bile yarayacağını düşünemezdim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Buchenwald Toplama Kampı’ndayken Alman rehberimiz şöyle demişti: “Bizim talihsizliğimiz şu ki, bizler bir katliamı organize ederken bile bilimadamları gibi davranırız.” Almanya’dayken, son derece dost canlısı, neşeli, konukseverlik konusunda İspanya’dakilerden, cömertlik konusundaysa Sovyetler Birliği’ndekilerden hiç aşağı kalmayan bu insanlarla her iletişim kurduğumda böyle olumlu niteliklere sahip bir halkın nasıl olup da toplama kamplarını kurmuş olduğunu anlayamıyordum.
“Devrim,” diyorlardı bize Marksist öğrenciler, “Almanya’da yapılmadı. Onu bir sandığın içinde Sovyetler Birliği’nden getirdiler ve halkı dikkate almadan buraya koydular.”
Yeniden yaşanamayacak ve açıklanamayacak bir duyarlılıkla dolu anlar vardır. O insanlar, Avrupa’nın geri kalanında normal bir öğle yemeği oluşturacak ama çok daha ucuza mal olmuş şeylerle sabah kahvaltısı yapıyorlardı. Ama onlar, etli ve sahanda yumurtalı mükellef bir sabah öğününü hiçbir heyecan göstermeden tüketmekte olan, hayata küsmüş, perişan insanlardı.