Fransız natüralistleri romanın başında kahramanlarını sakin sakin ayrıntılı bir şekilde betimlerler, onlar adeta ruhsal uyku halindeyken. Bu yüzden resimleri sadece yarasız, aslına sadık ölü maskeleridir. Ölüyü, figürü görürüz, ama içindeki yaşamı göremeyiz. İşte tam da bu natüralizmin bittiği yerde Dostoyevski'nin o muazzam natüralizmi başlar. Onun kişileri ancak uyarılmış, tutku dolu, aşırıya vardırılmış haller içinde şekillenir. Diğerleri ruhu bedenden yola çıkarak ortaya koymaya çalışırken, o bedeni ruhtan yola çıkarak oluşturur: Onun kişileri ancak tutkudan yüzleri kasıldığında, gözleri duygudan yaşardığında hayat bulur, burjuva hayatının maskesi, ruhun katılığı üzerlerinden kalktığında canlanır onun resmi. Ancak içi kor gibi kaynadığı zaman geçer Dostoyevski eserinin başına, onları şekillendirmek için.
Dostoyevski'nin sanatsal gözlemleme sürecini şeytani olandan ayırmak mümkün değildir. Öteki sanat bilime dayanıyorsa, onunki de kara sanattır. O, deneysel kimya yapmaz, tersine gerçeğin simyasını yapar, astronomi değil, ruhun astrolojisini yapar.