YouTube kitap kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
ytbe.one/0i9F0L1dcsM
Dostoyevski'nin kaleminin sesleri artarak benliğinin saf haline doğru yaklaşmaya devam ediyordu.
"En azından deneme" kavramını yükseklere çıkarmış Dostoyevski, deneyselliğin sınırlarında dolaşan öykülerinde kendisi benim için kitaplarının son sayfalarında sanırım uyuyakalarak kitaplarını öylece bastıran bir adam oluverdi. Öyle ki şimdiye kadar okuduğum kitaplarında -bu kitap da dahil olmak üzere- yine sonlandırılmak istenmemiş öyküler gördüm. Aslında insanın varoluşu gibi bir yazını var Dostoyevski'nin, biz de korku ve ümit dengesi arasında yaşayıp gidiyoruz şu hayatta ve ölümümüzden sonra ne olacağımızın merakında yaşıyoruz... Dostoyevski de gerek Ev Sahibesi gerek bu kitaptaki diğer öyküleriyle son kelimesinden sonra nelerin gelebileceğinin merakında bırakıyor bizi. Kitapta bahsi geçen karakterleri ister al Rusya'nın 24 saat açık kalan lunaparklarında iliklerin donana kadar onlarla çarpışan arabalara bin, istersen de al onları unutulmaya yüz tutmuş bir kültür olan tiyatro kültürünün bir tiyatro parçasındaymışcasına doya doya izle, dinle, deneyimle.
Çok ilginç, çok özgün bir tarzı var yahu... Beğenip beğenmemek gibi bir şey gelmiyor aklıma Dostoyevski okurken. Adam sanki Le Corbusier'in 1929 yılında modern mimarlığın butonuna Villa Savoye ile basması, Van Gogh'un kendine has hayat dolu spiritüel çizgileri, Karuan'ın müziklerine Doğu ezgileriyle birlikte Batı ögelerini katması, matematiğin irrasyonel sayılar kümesi gibi bir adam.
Ev Sahibesi kitabıyla birlikte Dostoyevski'nin değişen ruhsal akımlarının etkisinde topraklanmalarımı kaybediyorum sanırım, yakın zamanda ona dair okuyacak olan kitapların heyecanı beni
Ev SahibesiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202413,7bin okunma
... Biraz aptal olan kimseler,her şeyi göreneğe göre ya da alışkanlıkla yapmaya eğilimlidirler; ve böyle davranmaya yüreklendirilirlerse daha çok mutlu olurlar.
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var...
Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek...
---------------------
Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için?
Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar...
İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma