Sen başkasının ne hissedeceğine karar veremezsin. Bunu yaparak aslında onlara haksızhık ediyor bile olabilirsin. Karşındaki kişi yetişkin bir insan ve kendi duygularıyla başa çıkabilir. İstediği zaman "hayır" diyebilir, sen bir şey söylediğinde üzülebilir ama bu üzüntüyü kaldırabilir. Sen onun yerine bu kararları aldığında farkında olmadan onu küçümsüyorsun, belki hiç böyle düşünmedin ama durum bu noktaya geliyor.
Durduğunda düşünmek zorunda kalacağın bir şey var ve sen durmamak için elinden gelen her şeyi yapıyorsun. Meşguliyet mükemmel bir koruyucu... Hem kendine hem de yakınlarındaki insanlara verebileceğin harika mazaretler üretmene yardımcı oluyor. Meşgulsen düşünmüyorsun, düşünmüyorsan yüzleşmiyorsun.
Yüzleşmiyorsan her şey yolundaymış gibi görünüyor. Ama değil...
Ölüm hayatını zıddı değildi. Bilakis hayatla başlıyordu ve hayatin ta kendisiydi.Ölüme ilerlemenin adı hayat olmuştu. Doğan herkes bu yolu yürüyor ve günü gelince de dünyayı terk edip gidiyordu. Uzun emeller ve ihtiraslar gidişi geciktirmiyor,bilakis hayatı geciktiriyordu.
Dünyanın hiçbir tertip veya tedbiri imana gider yolları kesmiyor,oraya açılan caddeleri takıyamıyordu. Çileli oluyordu, sıkıntılı oluyordu ama yolcular hep yolda oluyordu. Yolun sahibi Allah'tı ve dilediğine yürütüyordu. Yürüyüşün çilesi, erişilen nimeti dengesiydi. Mükafat Allah'ın cemali olunca sıkıntı üstüne sıkıntı kimin umurundaydı?