Veysel Can K.

Hepimiz başkalarının hayatında silik bir noktadan ibaretiz. Değerin de, önem sırasının da çoğu zaman sanıldığı kadar bir karşılığı yok. Çaba her zaman karşılıklı yürüyen bir eylem olmuyor; bazen biri diğerinin mutluluğu için uğraşırken kendi değerini yavaş yavaş geride bırakıyor. Eylemler her zaman sonuçları değiştirmiyor. Birine daha fazlasını vererek mutlu olamazsın. Daha çok severek aynı sevginin sana dönmesini sağlayamazsın. Birini değerli hissettirmek kendi değerini artırmaz. İnsan uzun süre bunu görmemek için direniyor; biraz daha anlayınca, biraz daha sabredince, biraz daha verince her şey düzelecek sanıyor. Sonra fark ediyor ki bazı şeyler eksiklikten değil, yönünden kaybediliyor. Ne kadar verdiğin değil, verdiğinin karşı tarafta bir yere değip değmediği belirliyor sonucu. Her şeyi doğru yapıp yine de aynı yerde kalabiliyorsun. Ne ektiğin, ne verdiğin, ne kadar çabaladığın… bazı yerlerde sonucu değiştirmiyor. İnsan bir noktadan sonra karşılık beklemeyi değil, hissedilmeyi beklediğini anlıyor. Yorulan taraf verdiği şeylerden değil, görülmemekten yoruluyor. En ağır tarafı da bu zaten; elinden geleni yaptığını bilip yine de içindeki boşluğu dolduramamak. Bir süre sonra insan, kaybettiği şeyin karşısındaki kişi olmadığını anlıyor. Sessizce eksilen, kendinden verdiği parçalar oluyor. Veysel Can K.
Reklam
Nasıl hissettiğimi anlatabilecek halde bile değilim. Kelimeler yetmiyor, cümleler yarım kalıyor. İçimde olan şey dile gelince küçülüyor, eksiliyor, anlamını kaybediyor gibi geliyor. O zaman düşünüyorum; ne anlamı var yazmanın? Karşımdaki gerçekten anlamak istese bile nasıl anlayacak? İnsan kendi içinde kaybolmuşken bir başkasına yol nasıl tarif edilir? Ben kendi duygularımın içinden çıkamazken biri gelip beni nasıl bulacak? Bir süre sonra başka bir korku daha beliriyor. Ya yorulursa? Ya aynı karanlığın içinde dönüp duran cümlelerden sıkılırsa? Sürekli aynı yere dönen, ne hissettiğini bile açıklayamayan bir insanı ne kadar taşıyabilir ki insan? Sonra kendime dönüp bakıyorum. Ben bile kendimle baş edemiyorken bunu başka birinden beklemek ne kadar doğru? O halde ne yapmalı, söyle. Çünkü artık bir şeyleri düzeltmeye gücüm kalmamış gibi. Ne anlatacak hâlim var ne susacak. Sadece içimde bir ağırlık var ve onu nereye bırakacağımı bilmiyorum. Anlatamadıkça eksildiğimi sanıyordum; oysa içimdeki bu kalabalık dile gelmeyecek kadar büyük... Veysel can K.
Umut bizim için sadece bir durak... Güneş doğmuş ya da batmış, ne fark eder? Ben zaten uzun zamandır karanlığın içindeyim. Bir an inanmıştım. O anın nereden geldiğini şimdi ben de bilmiyorum. İnsan bazen kendine bile yabancı geliyor. Yıllardır aynı yerde duran biri, bir sabah bambaşka şeyler düşünebiliyor. Hep yanlış mevsimde açan bir çiçek oldum. Güneşe uzak kaldım, zamana uzak kaldım. Şimdi düşününce merak ediyorum; umut gerçekten var olan bir şey mi, yoksa insanın dayanabilmek için verdiği başka bir isim mi? Belki de hiçbir yere varmayacaktı. Belki de varacaktı. Cevabını bilmediğim çok şey var. Bildiğimden emin olduğum şeyler bile zaman geçtikçe yabancılaşıyor. Veysel Can K.
Umudun insana nereden geleceği belli olmuyor. Hayat, bazen en ağır sınavlarını en güzel karşılaşmaların önüne koyuyor. İnsan kaybettikçe değerini, uzaklaştıkça özlemini, düştükçe tutunmanın anlamını öğreniyor. Sabah ölmek isteyen biri, akşam yaşamak için bir neden bulabiliyor. Buna ne denir bilmiyorum. Mucize mi, kader mi, insanın içindeki son direnç kırıntısı mı... Bildiğim tek şey, etraf ne kadar karanlık olursa olsun güneşin doğmaktan vazgeçmediği... Veysel Can K.
Bu kadar karamsar olmaya gerek var mı? Geldiyse, tüm bunları göze alıp gelmedi mi zaten? Suskunluğumu, karmaşamı, korkularımı, duvarlarımı görmeden çıkmadı ki karşıma. Kusursuz bir hikâyenin kapısını çaldığını sanmıyordu. Karanlığı olmayan bir insan aramıyordu. Bildiği hâlde geldi. O hâlde neyden korkuyorum? Gelmesinden mi? Hayır. Asıl korku bu olsaydı, kimseye yaklaşmak istemezdim. Kapıları en başından kapatırdım. İçeri girmesine izin vermezdim. Gitmesinden mi? Belki... Fakat bu da tam karşılamıyor içimdeki duyguyu. Çünkü gitmek, insanın hayatında her zaman mümkün olan bir şey. Her gelenin bir gün gidebileceğini bilerek yaşıyoruz. Buna rağmen insanları seviyor, dostluklar kuruyor, bağlar oluşturuyoruz. Belki korktuğum şey gitmesi değil. Belki korktuğum şey, alışmak. Yıllarca yalnız yürüdüğün bir yolda birinin yanında yürümeye alışmak. Sessizliği paylaşmaya alışmak. Varlığını hayatının doğal bir parçası hâline getirmek. Çünkü insan bazen kaybın kendisinden değil, kaybettikten sonra oluşacak boşluktan korkar...
Reklam