Veysel Can K.

Reklam
Okumak bana uygun tek dış etkiydi. Okumaktan şüphesiz çok faydalanıyordum: Kitaplar bana zevk, heyecan, ıstırap veriyordu. Zaman zaman son derece bıktırdığı da oluyordu...
Sayfa 52·Kitabı okudu
Veysel Can K.
Okumaktan başka yapılacak işim, gidecek tek yerim yoktu, çünkü çevremde saygıya layık, beni kendine çekebilecek bir meşguliyet bulamıyordum...
Puan vermedi·210 syf.··
2026 12. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 20:46
Nilgün Marmara’nın dediği gibi: "Uçurumlar var diyorum insanla insan arasında, kendiyle kendi arasında." Hermann Hesse, Bozkırkurdu’nda tam da bu boşluğun, insanın kendi içine açılan o
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,6bin okunma
Veysel Can K.
Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nda Harry Haller üzerinden çizdiği portre, edebi bir karakter çalışmasının çok ötesinde, psikolojik bir bütünleşme ve benlik yıkımı sürecidir. Harry’nin ruhsal yapısı, Hermine’in hayatına girişini milat kabul eden keskin bir sınırla ikiye bölünür. Hermine öncesindeki Harry, Carl Jung’un analitik psikolojisinde tanımladığı "bölünmüş ruh" modelinin en somut ve trajik örneğidir. O, kendini kandırarak iç dünyasını sadece iki kutba hapseder: Temiz, aydınlık, entelektüel "İnsan" tarafı ve kirli, vahşi, geçimsiz "Kurt" tarafı. Oysa insan ruhu binlerce parçadan oluşan muazzam bir mozaiktir; Harry bu çok sesliliği kaldıramadığı için kendi içinde nevrotik bir iç savaş üretir. Onun Mozart sevgisi, yazdığı makaleler ve burjuva düzenine duyduğu o gizli hayranlık aslında aşırı gelişmiş bir "persona", yani toplumda var olmak için takındığı katı bir maskedir. Kurt olarak tanımlayıp nefret ettiği taraf ise aslında bastırılmış hayvani dürtülerini, vahşi yalnızlığını ve toplumsal öfkesini yüklediği "gölge"sidir. Hermine öncesi Harry, bu gölgeyi kabullenmek yerine onunla savaştığı için aklın hapishanesinde boğulan, sadece "düşünen" bir ölüdür. Bu yüzden ceplerinde taşıdığı intihar fikri onun için bir kaçış değil, bu bitmeyen iç savaşın tek ateşkes umududur. ​Hermine’in o dumanlı barda Harry’nin karşısına çıkması ise psikolojik anlamda bir erkeğin bilinçaltındaki dişil yönü, yani "anima"sı ile kaçınılmaz karşılaşmasıdır. Hermine, Harry’nin o güne kadar entelektüel kibirle bastırdığı ne varsa odur: Hayatın hafifliği, caz, dans, anı yaşama becerisi ve sığlık olarak gördüğü o saf insani neşe. Harry’nin bu kadına kayıtsız şartsız itaat etme sözü, aslında katılaşmış aklın ve egonun, bilinçaltının o şifalı ve kaotik gücüne teslim olmasıdır. Hermine ona teorilerle değil, pratik hayatla yaklaşarak o aşılmaz akıl duvarlarını yıkar. Aralarındaki o sarsıcı "En sonunda beni öldüreceksin" şartı ise sembolik bir ölümdür; o melankolik ve kibirli eski Harry’nin ölmesi gerekir ki, hayata katlanabilen ve gülebilen yeni bir benlik doğabilsin. Hermine, Harry’yi o ilkel "Kurt-İnsan" ikiliğinden çekip çıkararak içindeki binlerce farklı odayı keşfedeceği Sihirli Tiyatro’ya hazırlar. Onun sayesinde Harry, içindeki kurdu yok etmeyi değil, o kurtla birlikte hayat sahnesinde dans edebilmeyi öğrenir. Kısacası Hermine sonrası Harry; acısıyla, vahşiliğiyle ve hafifliğiyle insan olduğunu, hayatın ciddiye alınacak bir trajedi değil, kahkahalarla oynanacak bir oyun olduğunu fark eden, nihayet "hisseden" bir canlıya dönüşür.
Puan vermedi·168 syf.··
2026 8. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 21:17
Kürk Mantolu Madonna bitti. Sonu olan her şey gibi… Kaçtığımızı sanıp yine yakalandığımız bir sonla. Kitabı bitirdim ve yazdığım bütün notları sildim. Okurken yazdığım notlarım da artık yok. Çünkü okudukça hissettiğim duygular, yaşadığım o anlar, gözlerimden dökülen yaşlar, altını çizdiğim kelimeler… Bunların hepsi henüz içimdeyken, zihnimde dolaşıp dururken, onları kelimelere döküp bir “inceleme” başlığı altında başkalarının okuması için yazmak bana doğru gelmedi. Sanırım bazı kitaplar anlatılmak için değil, yaşanmak için vardır. Her okuduğum kitapta yaşadığım bu duyguları gerçekten anlatabilir miyim? Bundan artık emin değilim. İnsanın farkındalığı arttıkça, kelimelere yüklediği anlam da azalıyor sanki. Çünkü bazı duyguların karşılığı kelimelerde değil. “Küçük bir ümidim olsa dünyada en sevmediğim bu yazmak işine kalkışır mıydım? İnsanın muhakkak kendini boşaltması lazım.” Böyle diyerek başlamıştı Raif Efendi, ben de böyle söyleyerek bitiriyorum.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025375,8bin okunma
Veysel Can K.
Bu kitabı birinin tavsiyesi üzerine okumaya başladım. İlk başta elimde Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları baskısı vardı ve onu okumayı düşünüyordum. Fakat kitabı elime alıp karıştırırken yaklaşık on beş sayfanın yırtık ve eksik olduğunu fark ettim. O an kısa bir süre durup düşündüm. Kitabı bu hâliyle okuyup sonunu bilmeden bitirmek mi, yoksa gidip yeni bir tane almak mı? İçimden bir ses, bunun da bir anlamı olabileceğini söylüyordu. Belki de o sayfaları bilmemem gerekiyordu. Ama bu düşünce uzun sürmedi. Hiç fazla düşünmeden çıktım dışarı ve yeni bir tane aldım. Yine de içimde garip bir his vardı. Kitabı elime aldığımda bir süre sadece baktım. Hatta o gün okumadım bile. Aradan dört gün geçti. Sonra kitabı açtım ve okumaya başladım. Sayfalar ilerledikçe şunu fark ettim: O gün gidip yeni bir tane almamın sebebi sonunu merak etmek değildi. Bazı hikâyeler yarım bırakılacak kadar sıradan değildir. Ve bazı hayatların tek bir sayfasını bile eksik okumaya insanın gönlü razı gelmez. Belki de bütün bu düşünceler, kendi kendime bir anlam yaratma isteğinden doğuyordu. Okuduğum kitaba vereceğim anlamı büyütmek, üzerimde bıraktığı etkiyi daha da derinleştirmek… İnsan bazen okuduğu bir hikâyeyi yalnızca okumaz; onu kendi içinde yeniden kurar. Belki de ben de tam olarak bunu yapıyordum.