Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu’nda Harry Haller üzerinden çizdiği portre, edebi bir karakter çalışmasının çok ötesinde, psikolojik bir bütünleşme ve benlik yıkımı sürecidir. Harry’nin ruhsal yapısı, Hermine’in hayatına girişini milat kabul eden keskin bir sınırla ikiye bölünür. Hermine öncesindeki Harry, Carl Jung’un analitik psikolojisinde tanımladığı "bölünmüş ruh" modelinin en somut ve trajik örneğidir. O, kendini kandırarak iç dünyasını sadece iki kutba hapseder: Temiz, aydınlık, entelektüel "İnsan" tarafı ve kirli, vahşi, geçimsiz "Kurt" tarafı. Oysa insan ruhu binlerce parçadan oluşan muazzam bir mozaiktir; Harry bu çok sesliliği kaldıramadığı için kendi içinde nevrotik bir iç savaş üretir. Onun Mozart sevgisi, yazdığı makaleler ve burjuva düzenine duyduğu o gizli hayranlık aslında aşırı gelişmiş bir "persona", yani toplumda var olmak için takındığı katı bir maskedir. Kurt olarak tanımlayıp nefret ettiği taraf ise aslında bastırılmış hayvani dürtülerini, vahşi yalnızlığını ve toplumsal öfkesini yüklediği "gölge"sidir. Hermine öncesi Harry, bu gölgeyi kabullenmek yerine onunla savaştığı için aklın hapishanesinde boğulan, sadece "düşünen" bir ölüdür. Bu yüzden ceplerinde taşıdığı intihar fikri onun için bir kaçış değil, bu bitmeyen iç savaşın tek ateşkes umududur.
Hermine’in o dumanlı barda Harry’nin karşısına çıkması ise psikolojik anlamda bir erkeğin bilinçaltındaki dişil yönü, yani "anima"sı ile kaçınılmaz karşılaşmasıdır. Hermine, Harry’nin o güne kadar entelektüel kibirle bastırdığı ne varsa odur: Hayatın hafifliği, caz, dans, anı yaşama becerisi ve sığlık olarak gördüğü o saf insani neşe. Harry’nin bu kadına kayıtsız şartsız itaat etme sözü, aslında katılaşmış aklın ve egonun, bilinçaltının o şifalı ve kaotik gücüne teslim olmasıdır. Hermine ona teorilerle değil, pratik hayatla yaklaşarak o aşılmaz akıl duvarlarını yıkar. Aralarındaki o sarsıcı "En sonunda beni öldüreceksin" şartı ise sembolik bir ölümdür; o melankolik ve kibirli eski Harry’nin ölmesi gerekir ki, hayata katlanabilen ve gülebilen yeni bir benlik doğabilsin. Hermine, Harry’yi o ilkel "Kurt-İnsan" ikiliğinden çekip çıkararak içindeki binlerce farklı odayı keşfedeceği Sihirli Tiyatro’ya hazırlar. Onun sayesinde Harry, içindeki kurdu yok etmeyi değil, o kurtla birlikte hayat sahnesinde dans edebilmeyi öğrenir. Kısacası Hermine sonrası Harry; acısıyla, vahşiliğiyle ve hafifliğiyle insan olduğunu, hayatın ciddiye alınacak bir trajedi değil, kahkahalarla oynanacak bir oyun olduğunu fark eden, nihayet "hisseden" bir canlıya dönüşür.