Yeraltı Adamı’nın trajedisi, her şeyin farkında olmasıdır. Sıradan ve "saf" bir insan, önünde bir hedef gördüğünde ya da bir haksızlığa uğradığında, o anki duygunun veya amacın körlüğüyle
Nilgün Marmara’nın dediği gibi: "Uçurumlar var diyorum insanla insan arasında, kendiyle kendi arasında." Hermann Hesse, Bozkırkurdu’nda tam da bu boşluğun, insanın kendi içine açılan o
Kuyucaklı Yusuf'ta Sabahattin Ali yalnızca bir karakterin hikâyesini anlatmaz; aynı zamanda bir coğrafyanın, bir düzenin ve bir insanlık hâlinin portresini çizer. Romanın merkezindeki Yusuf,
Sabahattin Ali’nin Değirmen’ini okurken, içimde tek bir duygu ağır ağır büyüdü: tiksinti… ama sıradan bir tiksinti değil; insanın iliklerine kadar işleyen, kaçamayacağı bir yüzleşmenin ardından gelen
Sabahattin Ali’nin Kağnı kitabını okurken aslında bir hikâye kitabı okumuyorsun; bir dönemin içine giriyorsun. Erken Cumhuriyet’in Anadolu’su… dışarıdan bakıldığında sade, hatta bazen huzurlu gibi