Tekerlekli servis masasına termosu, plastik bardakları, meşrubatları özenle yerleştirdi. İşinin ehli idi. Severek yapıyordu. İşte, daha on beşindeyken adımını attığı otobüsten kopamamış, otobüs onun evi, mahremiesrarı, hayalhanesi, hasılı dünyası olmuştu. Daha birkaç sefere çıktı çıkmadı en cevval muavinlerin ağzıyla konuşmaya başladı. --Ablaa, ayka tayafı boşaltalım! --Bagajı makineye alalım! --Fişşiş eşya almayalım. --İkyamlay başlıyoy. --Aşşşaayaa atayım Allah'ımaa! --Vay beyefendi, az daha vaay!
İnsan ve Duygular
Olay budur...
Güzelim göz süzerek geldi de gül istedi bir gün "Gülü gül koklayacak vaay!" diye baktım, gülü-verdim
Şiir
Reklam
Vaay söze bak:))
En gerekli kişi şu an yanimizda olan kişidir, çünki hic kimse bir başkasiyla bir daha görüşüp görüşmeyecegimizi bilemez. En önemli iş de yanimizdaki kişiye yaptigimiz iyiliktir, çünki insan dünyaya iylik için gönderilmiştir.
Anunakiler ( 2024) yerli sinema filmi
anunnakiler (2024) – şafak sezer’in içinde olduğu filmler genelde “en azından iki sahnede güldürür” güveni verir ama bu film… yani… insanı kendi hayat seçimlerini sorgulatıyor. bilim-kurgu diye giriyorsun, komedi diye çıkıyorsun; komedi diye giriyorsun, “ben ne izledim az önce?” diye odanın içinde volta atıyorsun. filmde anunnaki var mı? var. ama hani böyle uzaylı görürsün de “vaay teknoloji, efektler, ışıklar…” falan beklersin ya? işte o beklentiyi kapıda bırak. filme girerken ayakkabıyla beraber bırak hatta. çünkü film; bilim kurgudan çok “kankamızın evi boştu, hadi film çekelim” hissi veriyor. şafak sezer, çetin altay, aydemir akbaş gibi isimleri görünce insan ister istemez bir umutlanıyor. ama film 75 dakika olmasına rağmen 75 dakika boyunca ne anlattığını tam olarak çözemiyorsun. sanki senaryoyu yazan kişi bir ara “boşver oğlum, sal gitsin, zaten kimse anlamaya çalışmaz” demiş gibi. efektler… efektler demeyeyim de görsel cesaret diyelim. gerçekten bir insanın hiçbir bütçe yokken ne kadar girişken olabileceğini gösteriyor. olaya mizahi yaklaşım diyorsan tamam ama “bilim kurgu” demek biraz duygusal davranmak oluyor. buna rağmen, film kötü olmasına rağmen insanı eğlendirebiliyor. hani bazı filmler var ya “kötü olduğu için iyi” kategorisi… işte tam oraya göz kırpıyor. arkadaş grubuyla izlersen sahneleri durdurup 10 dakika gülme garantisi var. özetle: film değil, deneyim. ama bu deneyim daha çok “kötü film geceleri” playlist’ine uygun. şafak sezer’in rol aldığı bir “uzaylılar geldi” hikâyesi görmek isteyenler için ilaç gibi; kalite beklentisi olanlar için tansiyon düşürücü gibi. izlemelik mi? cesaretin varsa evet.
Kimler sever? Borges, Eco, Marquez gibi isimlere bayılanlar, Felsefi arka planı olan hikâyeleri arayanlar, Alternatif tarih, büyü, kadim bilgi, gizemli kitaplar gibi şeylere meraklı olanlar… …bu kitabı ellerinden düşürmez. İçine girersen çıkamazsın. Son sayfayı kapattığında tek bir cümle kalır dudaklarında: “Gerçekten ne kadar gerçek?” Vaay be dedirtecek bir kitapmış. Sıradaki kitap bu sanırım.
Çemberimde Gül Oya
Canan: Ee Selo, demin ben söyledim sen dinledin; şimdi de sen söyle biraz da ben dinleyim. Ne o sıkıldın mı? Hiç değişmemişsin; giderken de bir kelime söylemedin, şimdi de söylemiyorsun. Bak, sahne mahne yok, mikrofon yok, sana bakan kimse yok. İstersen ben de bakmam. Sesin çıksın be oğlum, eskiden inletirdin buraları. Bak, utanacak bir şey yok. Selo: Var Canan, var. Ben kendimden utanıyorum, yaptıklarımdan... Canan: Günah çıkarmaya geldiysen o işler pavyonda olmaz, papaz olmayalım seninle. Ha ben içimdeki pişmanlığı anlatacağım, mideme oturan sıkıntıları dökeceğim diyorsan ona da ben gelemem. Sana o iyiliği yapmam. Selo: Senden iyilik isteyen yok Canan. Ben sana bir özür borçluyum. Canan: Bir özür mü Selo? Sen bana altı bilezik, iki yüzük, iki de kolye borçlusun. Hepsi de sapına kadar altındı anacım. Rahat geçti mi bari bir yerinden? Selo: Geçmedi merak etme. Ya, haram etmemişsindir bilirim senin tabiatını ama helal de olmadı. Katre katre çıktı boğazımdan. Durduramadım o zaman kendimi. Canan: Frenleri boşalmış kamyon gibi mi yani? Nasıl durduramadın kendini? Nerelere tosladın da durdun en sonunda? Yoksa hala seyir halinde misin Se-la-hat-tin Bey? Selo: Hıh, vaay! Selahattin Bey olduk şimdi ha? Öyle olsun Canan. Ama bak, sana bir şey söyleyeyim mi? Durdum Canan, ben durdum. İstanbul'a, o eski Selo dönmedi. Canan: Nedense, tilki ve kürkçü dükkanı geldi aklıma. Selo: Ne dersen de. İster tilki de, ister kalleş. Seni benden iyi hiç kimse tanıyamaz. Kaç senemiz geçti seninle beraber ha? Biz, nice karı-kocadan daha iyi tanırız birbirimizi. Bak, benim ağzım çok laf yapmaz. Anla işte. Canan... Ben sana geri geldim. Canan: Geri geldin. Tam da şimdi. Neden acaba tam da bu zamanda? Kuşlarınız mı haber verdi bir yerlerde? Evlendiğimi, kocamın öldüğünü mü söylediler acaba? Selo:
Dizi
Reklam
Reklam