Puan vermedi·340 syf.··
2026 431. kitabı
Sevdalinka, Türk edebiyatının usta ve üretken kalemlerinden Ayşe Kulin’in, 1990’ların başında tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan Bosna Savaşı’nı ve bu savaşın gölgesindeki trajik bir aşkı konu aldığı en güçlü ve sarsıcı tarihi-belgesel romanlarından biridir. Kitap, hem Balkan tarihinin acı dolu bir dönemine ışık tutması hem de insan ruhunun en zor şartlardaki sınavını anlatması bakımından edebi bir şaheserdir. Roman, Bosna’nın çok kültürlü, barışçıl ve köklü yapısını simgeleyen Saraybosna’da başlar. Başkarakter Nimeta, evli ve çocuklu, başarılı bir gazetecidir. Hayatı, Stefan adında bir mühendisle tanışmasıyla tamamen yön değiştirir. Nimeta ve Stefan arasında, adını Boşnakların o hüzünlü, sevda ve acı dolu geleneksel halk şarkılarından alan sevdalinka tadında, imkansız ve derin bir aşk filizlenir. Ancak bu yasak aşk, çok geçmeden patlak veren ve Yugoslavya’nın parçalanmasıyla sonuçlanan kanlı bir iç savaşın gölgesinde kalır. Ayşe Kulin, romanı kaleme alırken sadece kurgusal bir aşk hikayesi anlatmaz; titiz bir tarihi araştırmaya ve belgelere dayanarak, asırlarca bir arada kardeşçe yaşamış komşuların (Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar) siyasi manipülasyonlar ve etnik milliyetçilik yüzünden nasıl birer düşmana dönüştüğünü çıplaklığıyla gözler önüne serir. Saraybosna kuşatması, toplama kampları, sistemli katliamlar ve bir halkın maruz kaldığı soykırım, Nimeta’nın ve çevresindekilerin gözünden sarsıcı bir dille aktarılır. Dünyanın sessiz kaldığı bu vahşet ortamında aşk, ayrılık, sadakat ve hayatta kalma mücadelesi iç içe geçer. Sevdalinka; bir yandan yürek burkan bir aşkın trajedisini anlatırken, diğer yandan savaşın kirli yüzünü, insanlığın nasıl canavarlaşıp aynı zamanda nasıl kahramanlaşabileceğini gösteren epik bir yapıttır. Ayşe Kulin’in o akıcı, sürükleyici ve duygu
SevdalinkaAyşe Kulin · Everest Yayınları · 202015,3bin okunma
Hassas midelilerinin okumasını tavsiye etmem
9/10
·232 syf.··
2026 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 23:56
Kitap gerçekten güzeldi, konusu farklı, sizi içine çeken bir işleyişi var. Özellikle kurgusu gayet başarılıydı. Kitabın konusunu başka birisinin bakış açısından okumak güzel değildi....Ben birinci ağızdan yazılmış kitapları severim. Bu ilahi bakış açısı diyorlar ya en sevmediğim tarzdır kitaplarda Leziz Kadavralar da vardı malesef... Kitap full dehşet, vahşet, kan, kesme, insan eti yeme, bunlarla dolu.Gerçekten hassas insanların okumaması gereken bir kitap. İçinde yazanları okumak sağlam mide ve psikoloji istiyor. Özellikle sonu Bu kadar büyük bir ters köşeyi asla beklememiştim asla.... Kalbim kırıldı resmen ... Puanımdan da anlarsınız ki sevdim, ama herkesin okuyamayacağı türden bir kitap.
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Çınar Yayınları · 20202,416 okunma
Reklam
Fena değildi...Ama yazarı desteklemek istemiyorum
7/10
·512 syf.··
2026 37. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 23:22
Şimdi bu inceleme sadece seri değil yazar hakkında ki yorumlarımı da içerecek öncelikle bunu söyleyeyim, ilk olarak normal kitabı eleştireceğim sonra da yazara geleceğim Bu kitabın yazımı ilk kitaptan iyiydi, ilk kitapta karakterler arası diyologlar ilişkiler çok çok yüzeyseldi bu kitapta bu baya gelişmişti. İlk kitapta beni sıkmıştı hem bazı yerlerde çok bunalmıştım, bu kitapta da yine sıkıldım ama yine hani ilk kitaba nazaran bu kitabın daha akıcı ve daha heyecanlı ilerlediğini söyleyebilirim. Yine kitabın işleyişi çok klişe ve çok tahmin edilebilirdi. Hani olan herşeyi en başından biliyordum ve Asilin ne halt olduğu, Kunter ile kızın ilişkisindeki o bağlam kitabın hatta serinin en başından beri çok çok tahmin edilebilir bir durumdaydı. Açıkçası hiç şaşırmadım. Ama diyebilirim ki olay bazında çok büyük gelişme vardı hani o ilk kitapta ki işleyişle ve kurguyla ilgili o amatörlük bir tık daha gitmişti. Bu kitapta beni şaşırttan ve bir tık daha ilk kitaba göre beğenmemi sağlayan husus karakterlerin gelişimi ve yapabileceklerinin sınırının olmamasıydı. Burayı karakterler bazlı gideceğim Açıkçası ilk kitapta Kunter'in yazımını çok beğenmiştim hani tam bir anti-hero havası veriyordu ve karakterin yazımından da umutluydum. Bu kitapta karakterin geçmişine iniyoruz ve daha çok tanımaya başlıyoruz. Ve açıkçası bana bu tanıma süreci, ya aslında o kötü değil kötü olmak zorunda kaldı klişesini işleyişi bakımından biraz sönük geldi. Tabiki karakterin belli bir şeylerden tetiklediği, ancak ben biraz daha burada şeyi bekliyordum karakterden evet ben bunları yaptım ama bunları seçmek de benim kararımdı gibisinden bir itiraf ve gerçekçilik yani yaptığı kötülükleri bir tık daha sahiplenmesi o istemiştim. İkinci şikayetim ise Kunter bize kitap boyu her şeyi tir tir titreten
Veyl 2 - Şeytanın YancısıFatma Şamata · Artemis Yayınları · 2025117 okunma
Hoşgeldin yeni seri
9/10
·424 syf.··
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 20:06
Hellooo Kaç zamandır sepetimde bekleyen, bi şekil sipariş verip kitaplığımda yerini alan ama elimin bir türlü gitmediği kitabı bir günde nasıl bitiriyorum gelin görün! Sonsuz Alevin Kıvılcımı okurken daha ilk satırlarda garip bir merak içerisine bırakıyor. Örneğin; Diem'in annesini gizemli bir adamla hararetli tartışmasına tanıklık ettikten kısa bir süre sonra ortadan kaybolması, O gizemli kişinin Valiaht Prens Luther olması bombayı kucağımıza bırakıp epeyce merak içerisinde bırakıyor. Çok fazla fantastik kurgu okuyunca bir noktadan sonra çoğu hep aynı gibi gözükebiliyor. Şimdi yalan yok bu kurgu da sevdiğim 3-5 fantastik kitabın birleşimi gibiydi ama detaylara inince bunda da birçok özgün ve farklılıklara denk gelebiliyorsun. Başlangıç kitabı olarak okumak beklentinizi karşılar diye düşünüyorum. Diem, annesinin izinden giden bir şifacıdır. Diem'i saraydan uzak tutan annesi ortadan kaybolunca annesine ait bir ipucu bulmak için şifacı kimliğiyle saraya gitmeye başlar. Bu kısıma kadar konu durağan ilerliyor olsada garip bir merak elinden bırakmaya izin vermiyor. Şimdi Diem'i sevip sevmemekte kararsızım. Hayatı boyunca annesi tarafından korunmuş hatta bence meşakkatli bir şekilde gizlenmiş. Ee annede ortadan kaybolunca ortaya çıkıp gerçekleri bulmaya çalışması güzeldi ama bazı kibirli ve gelgitli halleri vardı ki yanımda olsa bence ben onu boğardım. Luther içinse diyecek çok fazla şeyim var. Gücü ve kuvvetiyle, azameti ve acımasız duruşuyla dört dörtlük bir tavrı vardı. Yüzünden ve gövdesindeki yarasıyla ortalığı karizmatik bir şekilde kasıp kavuruyor. Kitapta sevmediğim tek şey Luther'ın başlangıçta çok fazla olmaması ile birlikte gereksiz Henri'nin çok fazla olması olabilir. Ama bu da bir Tamlin sendromu olduğundan sorun etmemeye çalıştım. Kitap öyle bir
Sonsuz Alevin KıvılcımıPenn Cole · Beta Byou · 202629 okunma
Puan vermedi·50 syf.··
2026 194. kitabı
Okurken, "Yaşamak için ne kadar az zamanımız kaldı?" sorusunu iliklerinizde hissediyorsunuz. Zweig, dışarıdaki toplumsal vahşet ile içerideki o "tek kişilik, tek gecelik" aşkın yarattığı tezatı öyle ustaca işliyor ki, kitabın kapağını kapattığınızda dışarıdaki dünyanın gerçekliği bir anlığına bulanıklaşıyor. Eğer hayatın geçiciliğine ve sevginin o çaresiz, hırçın gücüne dair bir şeyler okumak istiyorsanız, bu öykü tam size göre. Zweig yine yapıyor yapacağını; kalbinizin tam ortasına, o incecik ama derin iz bırakan kalemini saplıyor.
Lyon'da DüğünStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202139,1bin okunma
10/10
·284 syf.··
2026 41. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:30
​"Onlara ölümü değil, ölümü okumayı öğretecekti..." ​​ Gece yarısı çalan o telefonla başlayan, sayfalarca süren ve her satırında tüylerinizi diken diken edecek bir vahşet senfonisine hazır mısınız? Bugün size, son zamanlarda okuduğum en sarsıcı, en ters köşe polisiye-gerilim romanından bahsetmek istiyorum: Yazar Cihangir Işık’ın kaleminden Adli Tıp Dosyaları: Beş Duyunun Kasabı. ​​ Hikaye, Savcı Volkan’ın işinde bir numara olan Adli Tıp Uzmanı Soner’i gece yarısı bir cinayet mahalline çağırmasıyla başlıyor. Ama bu bildiğiniz cinayetlerden değil. Karşımızda kurbanlarını sadece öldüren değil, onları adeta birer vahşet sanatına dönüştüren, duvarları kendi kanlı alfabesiyle boyayan bir katil var. ​​ İlk kitap olan Kırmızı Ritüel’in o karanlık mirasını devralan bu romanda katil, kurbanlarını öldürmeden önce onların beş duyusunu (görme, işitme, tat, koku, dokunma) acımasızca yok ediyor. Üstelik tüm bunları tüyler ürperten bir ritüelle gerçekleştiriyor; kurbanlarının sadece duyularını değil, o ritüelin her bir aşamasında benliklerini ve ruhlarını da adım adım yok edip, ardından son darbeyi indiriyor. Adli Tıp Uzmanı Soner, Savcı Volkan ve Jandarma görevlisi Aykut bu caninin peşine düşerken, kendilerini yıllar önce kapandığı sanılan ama aslında hiç çözülmemiş bir geçmişin tam ortasında buluyorlar. ​​ Bu kitabı benim için benzersiz kılan şey, yazarının da tıpkı karakteri Soner gibi gerçek bir adli tıp uzmanı olması! Cinayet mahallindeki o mikroskobik deliller, otopsi sahnelerinin çiğ gerçekçiliği ve cesetlerin Soner’e fısıldadığı sırlar çok detaylı ve profesyonelce işlenmiş. ​​ Katil adeta Soner’e meydan okuyor, polislerle kedi-fare oyunu oynuyor. Tam işte her şeyi çözdük dediğiniz anda yazar öyle bir final fırlatıyor ki, bildiğiniz tüm taşlar yerinden oynuyor! ​​ Sahnelerin
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202623 okunma
Reklam
Reklam