Ama ben modern hayatın bütün o çirkinliğinin, şiirsellikten yoksun büyüyüşünün ötesinde onun çıplak benliğini görüyordum - bedenen olduğu kadar bir imge olarak da çıplaktı; on bin kuşağın ardından Havva yine görünmüştü işte.
Bütün o yüzeysel bağımsızlığına rağmen temel ihtiyacı tutunmaktı. Hayatı boyunca aksini kanıtlamak için uğraşmış; ama sonunda bunu doğruladığıyla kalmıştı. Bir deniz anemonuydu sanki - bir şeye yapışması için o şeyin ona dokunması gerekiyordu.
Mesele şu ki, hiçbir yere kök salamıyorum artık, hiçbir yere ait değilim. Bütün ülkeler varıp kalkılan yerler sadece. Ya da üzerinden uçulan. Yalnızca hoşlandığım insanlar var. Ya da sevdiğim. Elimde kalan tek yurt onlar.
Bütün şehirlerin, bütün toplumların ve bütün zarar ziyanın uzağında, toprak ile maddenin bir zirveye yaklaştığı, ölçülemeyecek bir yükseklikteydik sanki. Arınmıştık.