"Buruk bir çocukluk geçirdim Öztürk," dedim sümüklerimi çekerek. "Ben devrik cümle bile kuramazdım. Kuramazdım, çünkü korkardım. Sorumluluklarım vardı. Akranlarım bozuk bir Türkçeyle gül gibi anlaşırken, bütün o gramer kurallarının anasını ağlatarak bildirişirken, giriş gelişme sonuç kavramlarından bihaber, rastgele bölünmüş paragraflarla kompozisyon yazarken, ben... Ben kendime ihanet eder, cümlenin ögelerine sadık kalırdım. Ömrüm düzgün cümleler hallinde geçti. Bilmeden bazı hatalar yapmışımdır tabii. Bilsem... Bilsem anlamı öldürür, yine de cümleyi kurtarırdım. Oysa şimdiki halime bak. Kelimeler kifayetsiz kalıyor, dilbilgisi sırnaşık! Saçma sapan cümleler kuruyorum ve duyduğum mutluluk bana kaygıyla karışık bir utanç veriyor!"