Ölüm kararı verilene kadar, soluk aldığımı, hareket ettiğimi, diğer insanlarla aynı ortamda yaşadığımı hissetmiştim; şimdi dünyayla benim aramda bir sınır olduğunu kesin bir şekilde kavrıyordum. Hiçbir şey bana önceki gibi görünmüyordu. Bu ışıklı geniş pencereler, bu güzel güneş, bu mavi gökyüzü, bu güzel çiçek artık bir kefenin rengi gibi beyaz ve solgundu. Yüzümü görebilmek için itişip kakışan bu adamlar, bu kadınlar, bu çocuklar artık hayaletlere benziyorlardı.
Karşımdaki pencere ardına kadar açıktı rıhtımdaki çiçekçilerin gülüşmelerini duyuyor pencerenin kenarındaki taştan yarıkta güneşin ışınları ile parlayan küçük sarı güzel bir çiçeğin rüzgarla oyun oynadığını görüyordum
Salon kapısında belirmemle silah şakırtıları ve konuşmaların uğultusu duyuldu sıralar hareketlendi iskemleler gıcırdadı ve uzun salon boyunca askerlerin önlerine etten bir duvar ördüğü iki yandaki izleyici kitlesinin arasından yürürken bütün bu şaşkın ve yana eğilmiş başları hareket ettiren iplerin birbirine bağlandığı merkezde olduğumu hissettim.