Ferdinand başını gökyüzüne kaldırdı, yeryüzünde insanoğlu için kendi yasası dışında bir yasa olmadığını ve hiçbir şeyin birine bağlı olmak kadar insanı hayata bağlanmadığını hissetti.Dudaklarının yakınında karısının mutlu soluğunu duyuyordu, bazen ikisinin bedeni de birbirlerini hissetmenin mutluluğuyla titriyordu.
"Fakat susuyorlardı: ikisinin de yüreği sözlerin karışıklığından, insanların yasalarından kurtulmuş sonsuz özgürlüğün içinde uçuyordu"
"İşte o an titremekte olan Ferdinand'ın beyninde bir şimşek çaktı. Bunu mu yapacaktı? O da insan onurunu böyle mi ezecekti? İnsan kardeşlerinin gözlerine böyle nefretle mi bakacaktı, kendi özgür iradesi ile bu büyük insanlık suçuna ortak mı olacaktı?"
Burada, bu tarafta insanların yaşamasına izin vardı; buradaki insanlar nefes alabiliyor, özgürce konuşabiliyor, istediklerini yapabiliyor, ciddi işlere hizmet edebiliyorlardı ancak köprünün öte yanında, sekiz yüz metre ötede tıpkı bir hayvanın iç organlarının çıkarılıp alınması gibi insanların istekleri, arzuları içlerinden sökülüp alınıyordu; insanlar oradan yabancı insanlara itaat etmek ve hiç tanımadıkları yabancı insanların kalbine bıçak saplamak zorundaydı ve tüm bunların arasında iki kirişin üzerindeki on düzine ahşap kazık üzerinde kurulmuş şu küçük köprü vardı.