Ays

Ays
@varolussuzluk
Puan vermedi
Kadın doğulmaz, kadın olunur. Doğum anına kadar varlığın cinsiyeti bir ayrım gerektirmez ama doğum sonrasından itibaren kadın ve erkek arasındaki yaşantı gittikçe farklılaşır. Kadınlara sunulan yaşam, bir yazgının çizgisidir. Bu yazgının çizgisi o doğmadan önce çizilmiş, onu erkeğe bağlı kılmış ve özerliğinden vazgeçmesine neden olmuştur. Çocukluğundan beri aşağı görülen kadının kendisini olumlamasına izin verilmez. Çevresindeki dünyayı anlamasına, kavramasına ve keşfetmesine izin verilmemesi onun özne olarak kendisini olumlamasına izin verilmemesi demektir. Ama kadın kendini nesne haline getirirken bir özne olarak kalmayı arzu eder. Bu yüzden kadının başlangıçtaki özerk var oluşuyla “başka oluşu” arasında çatışma vardır. Kadına yüklenen bu sorumluluklar istediği şeyler değil ondan yapılması beklenen şeylerdir. Kadından kendisini bir özneye değil nesneye dönüştürülmesi beklenmektedir. Kadının bedenini kemiren, kadın olmanın verdiği kaygıdır. Çünkü kendisi olmasına izin verilmemektedir, kendi bedenini içerisinde kendisini aşabilme olanaksızlığı ile savaş halindedir. Kadın özsel olduğunu kendiliğinden bilir ama kendisini başka olarak gerçekleştiremiyorken nasıl olur da kendi beninden vazgeçebilir? Kadının kurtulmaya çalıştığı kaygı verici ikilem bağımsızlık ya da boyun eğmedir. Yazgısından vazgeçmek ve bağımsızlığını kazanmak bile kadına kendisini kötü hissettirecektir. Çünkü kadınlık yazgısından yoksun kalmaktan korkar. O hala kadın olmak istemektedir ama kendisine sunulanı istememektedir. Toplumun kadın için öngördüğü yazgı evliliktir. Kadın, bir biçimde geçmişiyle bağlarını kopartır ve kocasının dünyasına eklenir, ona tüm kişiliğini artık kocası verir. Kadının bu yazgıdan çıkmak istemesi onun ayıplanmasına, yargılanmasına yol açar. Toplumun kadın üzerindeki
İkinci Cinsiyet (2 Cilt Takım)Simone de Beauvoir · Koç Üniversitesi Yayınları · 2019768 okunma
Reklam
Puan vermedi·218 syf.
Belirli bir geo felsefede içkinlik düzleminden kavramsal kişilikler aracığıyla kavram yaratmaktır biçiminde tanımlanan felsefe kavramını temellendiriniz Felsefe bir içkinlik düzlemi içinde kavramsal kişilikler yardımıyla felsefe yaratmaktır. Kafamızdaki karakterleri felsefi düzlem içinde ileri götürmek içkinliktir. Felsefe tarihi kavramsal kişiliklerin içkinlik düzlemi içindeki tarihleridir. Felsefe kendine özgü bileşenlerden oluşur. Içkinlik düzlemi: bir sınırsız bütün o kavramların hepsini tek ve aynı düzlem üzerinde kavrayan omnitude. Kavramlar ve düzlem birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Ama o ölçüde de birbirlerine karıştırılmamalıdır. Çünkü içkinlik düzlemi bir kavram değildir. Içkinlik düzlemi düşünülmüş ya da düşünülebilir bir kavram değildir düşüncenin imgesidir. Düşünmenin, düşünceyi kullanmanın düşünce içinde yol almanın ne anlama geldiğine ilişkin olarak düşüncenin kendine verdiği bir imge. Içkinlik düzleminin düşünce ve doğa olarak iki yüzü vardır. Eğer felsefe kavramların yaratılmasıyla başlıyorsa içkinlik düzleminin felsefe öncesi bir şey gibi düşünülmesi gerekir. Bu yüzden içkinlik düzlemi felsefe öncesidir ve henüz kavramlarla iş görmez bir tür el yordamıyla ilerleyen deneylemeyi içerir ve izlediği yolda pek itiraf edilmeyen fazla akılcı ve akla yakın olmayan araçlara başvurur. Kaosun bir kesiti gibidir bu yüzden. Bu kaosla birlikte kavramların yaratılmasına seslenir. Içkinlik düzlemi kaostan ödünç aldığı belirlemeleri kendi sonsuz devinimleri ya da diyagramsal belirticileri yapar. O zaman da bir düzlem çokluğu sayılabilir. Her düzlemin aşkınlığı yeni baştan vermede hep yeniden başlanmış kendi tarzı olmasından değildir. Bu aynı zamanda derinlemesine içkinlik yapma tarzındadır. Kavramsal kişilikler: kavramsal kişilik kendisi için pek ender olarak veya
Felsefe Nedir?Gilles Deleuze · Yapı Kredi Yayınları · 2017232 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2022 25. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2022 18:41
MAKİNEDEKİ HAYALET Makinedeki hayalet isimli kitap Erhan Demircioğlu tarafından yazılarak 2021 tarihinde yayımlanmış. Kitabın temel tezi zihin felsefesi için bir giriş metni oluşturmaya çalışmak. 7 bölümden oluşan bu kitap her bölümünde zihinle ilgili sorular hakkında, zihine dair geliştirilmiş felsefi teorileri ve yapılmış tartışmaları aktarılmaya çalışılmış. Ve her bölüm sonu okuyucuya açık bir kapı bırakılarak her bölüm sonu kitap önerilerinde bulunulmuş. Birinci bölüm: Zihnin Gizemi Zihin hala gizemini koruyan kendisi hakkında cevabı mutlak olarak olmayan bir konu. Bunun hakkında çok fazla teoriler ortaya konulsa da kesin olarak söyleyebildiğimiz tek şey zihnin insanda var olduğu. Çünkü insan beyin denilen bir organla yaşamını düşünerek yani zihinsel faaliyetleriyle devam ettirir. Ama zihinsel faaliyetlere ev sahipliği yapan fiziksel nesneler, sadece fiziksel niteliklere sahip nesnelerle temel olarak aynı fiziksel yapıya sahiptirler. Bir atom yumağının tüm renkliliği ile zihinsel faaliyetler içinde bulunduğuna bu farkın neden kaynaklandığına ilişkin bir ipucundan yoksunuz. Arada kapanmayan bir boşluk varmış gibi görünüyor. İkinci bölüm: Ya Zihnimiz Yoksa? Zihinsel gerçeklik bir varlık tezine göre algı, his, niyet, düşünce gibi zihinsel faaliyetlerimiz gerçekten vardır. Zihinsel gerçeklik bazı önemli felsefeciler tarafından reddedilmiştir. Bu bölümde ise bu tezi reddeden iki görüş incelenmiştir. Eleyici maddecilik: Churchland Eleyici maddecilik, psikolojik ögelere dair genel-geçer kavrayışımızın radikal bir biçimde yanlış teoriler oluşturduğu tezidir. Yanılsamacılık: Frankish Ekşi, kahve kokusu, gıdıklanma gibi terimlerle ifade ettiğimiz deneyimlerin sadece bizlere varmış gibi göründüğünü ama aslında var olmadığını, o terimlere karşılık gelen şeylerin
Makinedeki HayaletErhan Demircioğlu · Fol Kitap · 202150 okunma
Puan vermedi·241 syf.··
2023 10. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2023 19:16
Osmanlı İmparatorluğu bir ekosistem olarak düşünen yazar, bu sistemin bütün bileşenlerini göz önüne alarak incelemeye çalışmıştır. Kitabın ise bu derece önemli olmasının sebebi ise bence Osmanlı İmparatorluğunun çevresindeki herhangi bir değişiklik ve bozulmanın diğer olaylar üzerindeki etkisini ele almasında. Zamansal ve mekânsal olarak, karşılıklı alışveriş, idare ve birbirine muhtaç olma ilişkilerinin önemini ortaya koyulmuş olup Osmanlı’nın yerel halkı idare edip bilgilerinden faydalanması, diğer bölgelerden kendi kaynaklarını tüketmemek için alışveriş içinde olması bunların hepsinin önem taşıdığını ve Osmanlı’nın tarihsel gerçekliklerini tüm karmaşıklığıyla ele alınmasının önemi üzerinde çokça duruyor. Bize imparatorluk ve köylülerin birbirleriyle nasıl ilişki içinde oldukları, birbirlerinin bilgilerinden yararlanarak neler yapılabileceğini anlaşılır şekilde açıklayan yazar bunları örneklerle birlikte kanıtlamış. Kitabın bana kattığı ve önemli gördüğüm şeyler ise ilk defa öğrendiğim etkenlerden söz etmesiydi. Laki volkanik patlamasının sonucunda oluşan iklim değişikliğinin fareleri ortaya çıkarmasının ve farelerinde insanlarla birlikte taşkınlıktan kaçmak için yer arıyor oluşları bunun ise salgınlara sebep olmaları, mühendislerin ise köylülerle birlikte araştırmalar yapıp onlara göre inşaatlar yapmaları ve buna benzer bilgiler gibi birçok olay. Osmanlı imparatorluğu için ekosistemin önemli olması ve yaşamlarını bu seçeneklere göre şekillendirmeye başlamasıyla tarihin içkin olduğu bir dünya anlayışı benimseniyor ve kültürleriyle çevrelerini şekillendirmeye başlıyor oluşları yüzünde böyle bir etki alanına sahip olduklarını düşünüyorum. Ortadoğu’yu konu alan tüm çalışmalar için çevreyi konu alan çalışmalar için de Ortadoğu’nun önemini gözler önüne seren bir çalışma
Osman’ın Ağacı AltındaAlan Mikhail · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201923 okunma
Puan vermedi·736 syf.··
2024 13. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2024 21:03
‘İnsanların elinden geleni yaptım; bu da çok az. Evrende bir düzen olamayacağı çünkü bunun, Tanrı’nın istemini ve O’nun her şeye yeten gücünü inciteceği düşüncesini kabul etmek güç. Bu nedenle, Tanrı’nın özgürlüğü, bizim hüküm giymemiz ya da en azından gururumuzun hüküm giymesidir.’ -‘Ama gerekli olan bir varlık, tümüyle olası olana karışmış olarak nasıl var olabilir? Öyleyse, Tanrı’yla evrendeki ilk kargaşa arasında ne fark var? Tanrı’nın kendi seçimlerinde mutlak bir her şeye gücü yeterliliği ve mutlak bir özgürlüğü olduğunu doğrulamak, Tanrı’nın var olmadığını kanıtlamak anlamına gelmez mi? - Arınmışlıktan sizi korkutan nedir? -Acele - Sözde Havariler’in inandıkları gibi adalet aceleye gelmez; Tanrı’nın adaletinin emrindeyse yüzyıllar var.
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma