Puan vermedi·464 syf.··
2026 11. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 16:42
Kitap yazılırken muhatap kitleyi belirlemek gerekiyor. Bu eser bir alan çalışması mı yoksa toplumu ilgilendiren hususta bilgilendirme gayreti mi? Bu kitap kimler içindi mesela? Sağlık alanında görev yapan veya sağlık ile alakalı üniversite okuyanlar için miydi yoksa bunun haricinde herhangi biri okuyabilir miydi ? Bu kadar teknik bilginin muhatabı kimdi hakikaten. Ben fonksiyonel beslenmeye 3-4 yıldır ilgi duyan, farklı kitaplar okuyan herhangi biri olarak 'meslektaşları için yazdığı kitap' olarak düşündüm. Son bölümler daha akıcı ve daha günlük hayattan idi ama oraya gelene kadar beyni yoran bir kitap. Fonksiyonel Beslenme ile ilgili ne varsa yazalım, tek kitap olsun denilerek yazılmış. Yığma bilgilerle dolu yoğun mesai gerektiren bir çalışma olmuş. Modern tıp henüz fonksiyonel tıbbı bağrına basmamışken, yer bile göstermemişken bu kadar teknik ve terminoloji bireysel çaba gösteren bizler için fazlaydı. Son kısımlar hacmi daha ince bir kitap halinde oluşturulsa idi toplum nazarında beklenen bilgilendirilmeye ulaşabilirdi.
Fonksiyonel BeslenmeNazan Uysal Harzadin · Doğan Kitap · 202530 okunma
ANEMONLAR
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 89. kitabı
Kendi Yaralarından Çiçek Açanlara ​Engin,üniversiteye başladığı yıl yazı geçirmek için Cundaya gider.Orada eski bir tekneyi onarırken yan teknede kalan huysuz bir kaptanın kızı ve torunu küçük Mavisu ile tanışır. Mavisu etrafa neşe saçarken bir sabah annesiyle aniden ortadan kaybolur.Aradan 28 yıl geçer. Engin artık doktordur ama mutsuz bir evliliğin içindedir. ​Diğer yanda Serap modern hayatın koşturmacasından yorulmuş,çocukluk travmalarıyla baş etmeye çalışan bir bankacıdır.Kendini toparlayabilmek için bir psikoloğa gider.Toplumun dayattığı mükemmel insan maskesinden çok yorulan serap "Beni dengeli,mutlu,kendine güvenen ve muhteşem bir insana dönüştürmeniz" istiyorum der.Aslında Engin ve Serap, kendilerine iyi gelmediğini bilseler de sırf orada birbirlerini görebilmek için kliniğe gitmeye devam eder. ​Bir gece Serapın kapısını üst komşusunun kızı küçük Hayal çalar.Annesi Jale acil bir iş için şehir dışına çıkmıştır. Bir günlük diye başlayan bu misafirlik uzar ve Engin, Serap ile Jale’nin yolları Hayal sayesinde yolları kesişir. ​Başta bağlantıları kurmak kolay olmuyor ama sayfalar ilerledikçe psikolog Hakan pek sevilecek biri olmasa da tüm düğümleri çözüyor. Jale’nin gerçek kimliği ve asıl adı ortaya çıkınca her şey yerini buluyor.İlk başta Hayale davranışından dolayı Jaleye kızıp bir annenin bunu nasıl yapabileceğini eleştirsemde geçmişini öğrendikçe ona çok üzüldüm.İnsanların kötü oldukları için değil, çocukken çok fazla yara aldıkları için yanlış kararlar verebildiğini anladım.Tıpkı kışın toprağın altında saklanıp güneşi görünce açan narin anemon çiçekleri gibi,karakterler de ayıp denilerek üzeri örtülen aile sırlarıyla ve çocukluk yaralarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Kitap toplum olarak üstünü kapattığımız ne varsa çok yalın bir şekilde yüzümüze vuruyor. Bu
AnemonlarZeynep Kesler · Ceres Yayınları · 20269 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bilmesen de, Bilme Sende..
8/10
·144 syf.·
2026 16. kitabı
Mona, tutmuş kalbimizin tam ortasından yakalamış bizi, “ Müsait Bir Yerde Gidecek Var ” diyor. Zannedersin bir minibüs camına yaslamışız soğuk başımızı da, içimizdeki o bitmek bilmeyen gurbet sızım sızım sızlıyor. Mona , Türkçenin ince kıvrımlarında bir kelime sarrafı gibi raks ediyor. Cinasları ve kelime oyunlarını adeta birer hece kesiği gibi kullanarak acıyı estetik bir çığlığa dönüştürüyor: Bilmesen de, bilme sende; ama bil, sen de.. Aşkı sayılarla çarpıp mekanikleştiren modern dünyaya karşı, karşılık beklemeyen tek kişilik bir yalnızlık senfonisini cesurca savunuyor. Kavuşmayı dünyevi bir gerçekliğe teslim ederken, aşkı kavuşamamanın o asil göğünde hür bırakıyor. Satır aralarında, sadece kadraja baktığı kadar mutlu olan sahte hayatlara ve maddi doymuşluk peşinde koşanlara inceden inceye ama sarsıcı dokunduruyor. Mona size son durağı söylemiyor, yolun sonunu açık etmiyor. Ancak bir minarenin dikey yalnızlığına başınızı yaslatıp şu can alıcı soruyla baş başa bırakıyor: İnsan yaşadığı kadar mı yaşar bu dünyada, yoksa bir başkasının kalbinde yaşandığı kadar mı? Eğer sizin de kendi içinizde yürümek istediğiniz bir yolunuz varsa, bu davete kulak vermenin ve müsait bir yerde esere dahil olmanın tam sırasıdır. Vesselam
Aşk’ın Hâlleri
Müsait Bir Yerde Gidecek VarMona · Hayykitap · 2018125 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 182. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 02:03
"RUHUN FISILTISI" "Su, yeryüzünde en çok hafife alınan şeylerden biridir. Her yerde olduğu için fark edilmez. Musluktan akar, yağmurla iner, derelerin içinde sessizce ilerler. Oysa su, hiçbir zaman olduğu yerde kalmaz. Ne kadar durgun görünürse görünsün, içinde bir hareket vardır. En sakin göl bile kendi içinde yer değiştirir. İnsan bunu fark etmez çünkü su, kendini göstermek için çabalamaz. Hayat da çoğu zaman böyledir. İçten içe ilerler. Gözle görülür bir değişim olmadan, büyük kırılmalar yaşanmadan, sessizce şekil değiştirir. İnsan bazen bunu ancak geriye dönüp baktığında anlar. Bir zamanlar aynı sandığı halin, artık aynı olmadığını. Eskiden ağır gelen şeylerin hafiflediğini ya da hafif sandıklarının aslında ne kadar yük taşıdığını..." Hayatın karmaşasında kaybolduğumuz, kendi yankımızı bile duyamadığımız anlar var. Bu karmaşanın içinde çoğu zaman güçlü görünmeye çalışırız. Omuzlarımıza yüklediğimiz "her şey yolunda" maskesiyle günleri geçiririz. Ya görmezden geldiğimiz o kırılmaların da bir anlamı varsa? Ya çatladığımız, dağıldığımız anlar aslında yeniden var olmanın ilk adımıysa? Yazar, bu soruların peşinden giderek eseri boyunca karşımıza çıkan her durak, insanın kendine varma serüveninin farklı bir yüzünü gösteriyor bize. Uyanışın verdiği farkındalık, gözlerimizi açtığımız ama henüz ne göreceğimizi bilmediğimiz o ilk an. Çatlayıp dağıldığımız anlar, aslında ne kadar dayanabildiğimizin değil, ne kadar insan olduğumuzun kanıtı. Kayboluş hissi, her şeyin anlamını yitirdiği o boşluk. Arayış ve seçimler, kaybolduğumuz yerde neyi seçeceğimize karar verme cesareti. Cevaplar vaat etmiyor; aksine, birlikte durmayı öneriyor. İnsanın kendine yabancılaştığı anlardan, kırıldığı yerlerden, susarak geçtiği eşiklerden doğarak. Hepimizde bir “ruh” var ve o sürekli fısıldıyor
Edebiyat
Ruhun FısıltısıMelda Kamhi Kosif · Destek Yayınları · 20263 okunma
Puan vermedi·16 syf.··
2026 80. kitabı
Hikayenin kahramanı 10 yaşındaki Elif. Okulda bir dans yarışması var ve seçmeler yaklaştıkça Elif’in içini inanılmaz bir kaygı kaplıyor. "Ya yapamazsam, ya herkes benimle dalga geçerse?" diye diye öyle bir strese giriyor ki, sırf okula gitmemek için hasta numarası bile yapıyor. ​Tam o sabah, şans bu ya, en sevdiği kırmızı ayakkabısının ökçesi kırılıyor! Elif de istemeye istemeye, bir gün önce ninesinin eski sandığında bulduğu atmak için çıkardıkları gümüş ayakkabıları giymek zorunda kalıyor. Ama o ayakkabılar sıradan birer pabuç değil; Elif’i sadece dans pistine değil, kendi içindeki cesareti keşfedeceği harika bir yolculuğa çıkarıyor. ​Özgüven ve kaygı üzerine o kadar sıcacık bir hikaye ki... En çok da çocuklara "Sihir aslında senin içinde" mesajını gözlerine sokmadan, çok doğal bir şekilde vermesini sevdim. Gümüş ayakkabılar aslında Elif’in kendi içindeki o saklı cesareti ve yeteneği temsil ediyor. Bazen ihtiyacımız olan şey dışarıdan bir mucize beklemek değil, sadece kendimize birazcık inanmak, değil mi? ​Kitabın dili su gibi akıyor, çizimleri ise insanın içini açıyor. 7-10 yaş arası çocuklar kendileri rahatça okuyabilir. 5-6 yaş grubu için de bir büyüğün sesinden dinlemek harika bir deneyim olur. Özellikle yeni şeyler denemekten çekinen, "Ben bunu hayatta beceremem" diye kaygılanan minikler varsa, bu kitaba bayılacaklardır...
Gümüş AyakkabılarSerap Tiryaki · Mavi Nefes Yayınları · 202519 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 179. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 03:22
"FERDENGEÇTİ ÇİÇEKLERİ" "Ferdengeçti çiçeği rüzgârda salınan eteklerindeki mor haleleri görebilmek için başını eğmek istedi. Ama alt tarafı bir çiçekti. Yapamadı. Eteklerindeki renkleri göremiyorsan, çiçek olmanın ne anlamı var?" Babam hiç bana vurmadı ama her vuruşunda kanayan bir yara gibiydi ruhum. Çocukluk yıllarında en güvende olmamız gereken yerdir ailemiz. Ama ya güvende hissettiğimiz liman, fırtınanın merkeziyse? Küçükken tanık olduğumuz ya da hedefi olduğumuz baba şiddeti, sandığımızdan çok daha derin yaralar bırakıyor. Peki, bu yaralar üzerine kalın yorganlar çekip "hiç yaşanmamış" gibi devam mı ediyor hayat? Sanmıyorum. Küçük bir kız çocuğu için babası, ilk kahraman, ilk koruyucu, ilk erkek ve ilk sınırları koyan figürdür. Onun sevgisi, güveni, sınırları hepsi bir dünya kurar o çocuğun zihninde. Ama baba şiddet varsa, bu dünya sarsılır. Ve o çocuk büyüdüğünde, o sarsıntı izleriyle hayata devam eder. Aile içi şiddet denilince akla pek çok başlık gelir ama yazar, belki de en çok göz ardı edileni, en çok "mahrem" sayılanı ele alıyor: Baba şiddeti ve babanın işlevi. Ne yazık ki toplumumuzda "baba" denildiğinde akla ilk gelen güç, otorite ve disiplin oluyor. Peki ya şefkat, güven, koruma ve sevgi? Eserde bu eksik kalan parçaya odaklanıyoruz. Ve bunu yaparken de yalnızca kuru bilgilerle değil; bilimsel verilerin ve yapılan araştırmaların ışığında hazırlanmış. Gerçek hayattan izler taşıyan kurgusal hikâyelerle, kadınların kalplerinde o günlerden kalan izleri de gördüğümüz dört hikâye; baba şiddetine uğrayan kadınlarla yapılan görüşmeler neticesinde şekillenmiş ve tamamen kurgusaldır. Ama bu kurgusallık, onları etkisiz kılmıyor. Aksine, her bir hikâye o kadar gerçekçi ve samimi ki, okurken "Bu benim komşum, bu benim arkadaşım, belki bu benim" demeden edemiyoruz.
Edebiyat
Ferdengeçti Çiçekleri - Baba Şiddeti ve SonrasıAzize Nilgün Canel · Pinhan Yayıncılık · 095 okunma