84. Stephen King kitabım!
Bundan 22 yıl önce, tam burada tanıştım Stephen King ile. Kimse aracı olmadı, şu kitabı iyidir diye öneride bulunmadı. Yazardan, üslubundan, tarzından bahsetmedi. Ben sadece film izlemek istemiştim. 1989 Hayvan Mezarlığı filmini duymuştum, onu almak için sahildeki ufacık pazarda geziyordum. Zaten film satan/kiralayan 2 küçük dükkân vardı. İkisinde de o film yoktu. Pazarda gezerken (sanırım algıda seçicilik tam olarak bu olsa gerek 😊) bir kitapçının önünden geçtim. Şu tesadüfe bakın ki ön sıralardaki kitaplardan birisi Hayvan Mezarlığı [Gecenin Pençesi] idi. Filmi bulamadım bari kitabını alayım dedim. O sırada hayatımın değişeceğini, 22 yıl sonra bile Stephen King ile dostluğumuzun devam edeceğini, bana çok güzel bir alışkanlık kazandıracağını (kitap okumak) asla bilmiyordum. Şimdi dönüp o yazı hatırlıyorum da ne kadar keyifli geçmişti. Kendimi bildim bileli her yaz ama her yaz, mutlaka tatil yaptım. Denize girdim, güneşlendim, bisiklete bindim, arkadaşlarımla birlikte eğlendim. 22 yıl önce, tatil aktivitelerime kitap okumak da eklendi. 22 yılda yüzlerce kitap okudum. 80’den fazla Stephen King kitabı okudum ama okumaya başladığım 2004 yazını asla unutmadım. O yüzden Stephen King demek, benim için biraz da yaz tatili demek. Bugün yüzmeden önce, deniz kenarında birkaç sayfa okurken o eski yazlar geldi aklıma. 😇 King okumak eski bir dostumla görüşmek gibi. Bazen uzun süre görüşemedik, zaman zaman beni hayal kırıklığına uğrattı, zamanım veya param olmadığı için nadiren de olsa bir araya gelemedik ama 22 yıl boyunca irtibatımızı hiç koparmadık. Her zaman sadık bir dost oldu Stephen King kitapları bana. Bazen vasat kitaplardan bıktığım için sarıldım King kitaplarına, bazen de vasat insanlardan… Beni her zaman aynı güler yüzle, aynı samimiyetle, aynı sıcaklıkla karşıladı. Nice
Stephen King
İbn-i Haldun’dan 30 Değerli Söz 1. Fazla tevazu, vasat insanların tavsiyesine mahkûm eder. 2. Coğrafya kaderdir ama zihniyet tercihtir. 3. İnsan beyni değirmen taşına benzer; içine yeni şey koymazsan kendini öğütür. 4. Merhamet, her kalbe misafir olmaz. 5. “Nerelisin?” sorusu ayrıştırır. En doğru cevap: “Dünyalıyım.” 6. İlim kuyu, tartışma kovasıdır. 7. İnsanı açlık değil, alıştığı konfor öldürür. 8. İnsanları yalanla meşgul edenler, aklın en büyük düşmanıdır. 9. Akıl, anlamadığı şeyi inkâr eder. 10. Gayrimemnunlar medeniyet kuramaz. 11. İnsanlar çoğu zaman başkasının mükemmelliğini kabul edemez. 12. Mantığın özü ispattır. 13. Adaletsizlik medeniyeti yıkar. 14. Ahlak ve kemal, insanın kendini ihtiyaç haline getirmesiyle mümkündür.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
YÜZBAŞI ŞEHİT AGAH İLKOKULU HATIRAM-ÖLÜRÜM TÜRKİYEM KİTABIMDA-KDY
MEMLEKET HASRETİ SELİM GÜRBÜZER Kuzeyinde Bayburt Kalesi, güneyinde Aslan dağı, doğusunda Beyböyrek’in (Bamsi Beyrekin) medfun olduğu Duduzar ve batısında Şehit Osman tepeleri arasında kurulu Dedekorkut diyarı şehrin Şingâh mahallesinde dünyaya geldim. Üstelik dünyaya ebesiz, hemşiresiz gelmişim. İlginçtir anacığım hemen evin yanı başımızda Şingâh çeşmesinden omzuna yüklendiği helkelerle su taşırken doğmuşum. Değim yerindeyse kendi göbeğimi kendim kesmişim. Aslında bende isterdim mahallemizin o nur yüzlü Ebe Memnune teyzemin ellerinde doğmayı, kısmet değilmiş. Olsun, sonuçta ebem olmasa da pırıl pırıl yetiştirdiği büyük oğlu Ülkü Ocakları başkanımız Mustafa Erdemir ağabeyimizin rahle-i tedrisatından geçtik ya, bu ziyadesiyle bize hatıra olarak yeter artar da. Diğer oğlu Uğur Erdemir’de yaşça akran sayılan aynı mahalleden arkadaşımdı. Sadece tek fark onların Şingâh camiinin hemen yanı başında çatılı bahçeli evde oturuyor olmaları, bizim de Yüzbaşı Şehit Agâh İlkokulunun hemen alt başında yarı kerpiç, yarı taştan yapılı çatısız toprak bir evde oturuyor olmamızdır. Neyse ki anamın babama müteaddit defalar yaptığı telkinler netice verirde yıllar sonra bizimde nihayet bir beton arma evimiz oldu. Evet, azim böyle bir şeydir. Nitekim babam at arabacısı olması dolayısıyla ev yapımında kuma hiç para vermedik, yine inşaat için gerekli olan demir, çimento, tuğla ve kereste gibi malzemenin nakliyesi içinde para vermedik. Tabii babam bunları kendi yağı ile kavrulup yaparken bu arada aile fertleri olarak bizde boş durmayıp kimimiz harç gardık, kimimiz tuğla taşıdık, kimimiz su taşımak gibi tam bir imece usulü dayanışma örneği sergiledik. O yıllarda mahallemizin inşaat ustası Abdurrahman Köse’de evin yapımını üstlendi, öyle ki o usta
➡️ *Alacak çeşitleri ve zekât hesabı* *Sual: Kaç türlü alacak vardır ve tahsil edilmesi çok zor olan alacaklar nisaba dahil edilir mi?* *Cevap: İmâm-ı a’zama göre, üç türlü alacak vardır: *1- (Deyn-i kavî),* ödünç verilen zekât malı ve zekât malının satışı karşılığı alınacak olan *(Semen)* dir. Nisap hesabına katılır. Alınacak para veya bunun ile yanında bulunanın toplamı nisap miktarı olduktan bir sene sonra, eline geçen her miktarın kırkta birini hemen vermesi farz olur. İki sene sonra eline geçenin iki yıllık, üç sene sonra geçenin üç yıllık zekâtını verir. Meselâ, üçyüz dirhem gümüş alacağı olan, üç sene sonra, ikiyüz dirhem alırsa, bunun, üç yıl için, beşer dirhemden, onbeş dirhem zekâtını verir. Almadan önce zekâtını vermesi lâzım olmaz. Kiracı, mal sahibinin izni ile, kira karşılığı tamir yaparsa, bu masrafı mal sahibine ödünç vermiş olur. *(İbni Âbidîn)*. *2- (Deyn-i mütevassıt),* ticaret malı olmayan zekât hayvanlarının ve köle, ev, yiyecek, içecek gibi ihtiyaç maddelerinin satışları karşılığı ve binaların kira alacaklarıdır. Nisap hesabına katılır. Nisaba malik olduktan bir sene sonra, eline nisap miktarı veya daha çok geçince, her sene için, aldığının kırkta biri hemen verilir. *3- (Deyn-i za’îf),* miras, mehir mallarıdır. Nisap hesabına katılır. Nisap miktarı teslim aldıktan bir yıl sonra yalnız o yılın zekâtı verilir. Elinde nisap miktarı mal da varsa, deynden aldığını, buna katıp, elindekinin bir yılı tamam olunca, aldığının zekâtını da birlikte verir. Bunun için ayrıca bir yıl beklemez. Kavî ve vasat deynleri de bir sene geçmeden önce alınca, böylece elindeki nisaba katarak zekâtlarını birlikte verir. İki imâma göre “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ”, her alacak, nisap miktarı ise, alınan miktar az ise de, bir yıl geçmişse, zekâtı verilir. Kaybolmuş,
Alıntı
Kelamın Namusu Üzerine 2: Gafil Müslüman’a İhtar
İlk yazımda zihin inşaatından bahsetmiştim; şimdi bu inşaatın ruhunu ve sarsılmaz kolonlarını oluşturan idrak mükellefiyetine dair daha derin bir yaraya parmak basmak isterim. Münevverin asıl sancısı, uzaklardaki karanlıklarla cedelleşmekten ziyade, yanı başındaki kandilin islenmiş olmasına, yani kendi mahallesindeki idrak tutulmasına karşıdır. Kafirle, deistle yahut agnostikle felsefe zemininde yapılan tumturaklı münazaralar elbet bir kıymet taşır ama bunlar geçmişimde kaldı; fakat benim asıl derdim, Allah’ın nimetlerine gark olmuş, zeka ve ferasetle donatılmış gafil Müslüman’ın kendi haysiyetine karşı olan kayıtsızlığıdır. Bir Müslüman için Allah’ın emirlerinden bihaber olmak büyük bir noksanlıkken, o emrin senedini, yani dayanağını bilmemek ilmi bir züldür. Oruç farzdır demek sıradan bir kabülken; bu emrin Kur’an’ın hangi burçlarında, hangi ayet-i kerimelerle mühürlendiğini bilmemek, ait olduğu medeniyetin anayasasından habersiz yaşamak demektir. Kur’an-ı Kerim’i lafzıyla okumak mübarek bir zikirdir ve şüphesiz ecri büyüktür; lakin onu anlamıyla derç etmek, tefsirin derin sularına dalmak, her Müslüman için bir ilmi zaruret ve farziyettir. İlahi adaletin bir tecellisi olarak, Allah’ın üzerine nimetlerini fersah fersah yağdırdığı, zeka ve imkan cihetiyle seçkin kıldığı insanlar, vasat bir Müslüman ile aynı teraziye konulamazlar. Nimetin çokluğu, mükellefiyetin de ağırlığını beraberinde getirir. Zira mükellef olan ferdin, tabi olduğu hukukun temelini, senedini ve hikmetini bilmesi bir tercih değil, varlık borcudur. Zihin inşaatını sığ hikâyelerle, moloz yığınlarıyla oyalayan zeki Müslüman, aslında kendisine verilen sermayeye hıyanet etmektedir. Kendi dininin usulüne, tefsirine ve hadisine vakıf olmayan bir münevver adayının, dışarıya karşı verdiği kavga beyhude bir
Duygu ve Düşünce
İslam ve siyasal islam farkını biraz ortaya koyacaktır
Yusuf Tekin imzasıyla okullara gönderilen "Ramazan Ayı Etkinlikleri" rehberinde 2-4 yaş çocukların camiye götürülmesi, aileyle dua fotoğrafı çektirilmesi gibi isteklerin olması çok saçma ve kötü. Çünkü dinin görselliği yerine gizliliği ve içten gelmesi ön planda olmalıydı. Din, çekilen fotoğraflardan değil niyetlerden belli olur. Bazı yerlerde öğrenciler için sahur, iftar ve namazların da olduğu bir tablo çıkarılmış. Ay boyunca işaretleme olacak. Teşvik adı altında diğer çocuklarla ilgili olumsuz his ve düşünceler oluşturabileceklerini ve bunu sadece yapmak için yapmak varken bir yarışa dönüşebileceğini niye düşünmemişler? Ülkede din zorbalığı dönüyor yani, görmezden gelinecek gibi değil. Din'le ağzını aç böyle, hemen şak diye "İslam düşmanı" sayılıyorsun. Kötülüğe bile düşman değilim o kadar. (: Okulda Ramazan Ayıyla birlikte işlenmesi gerekenler: ☆ Hayvan ve bitkilere 12 ay boyunca sevgi, merhamet ve saygı. ☆ Oruç tutanlar kadar tutmayanlara da sevgi ve saygı. ☆ Dinin insanlardan değil, kitaplarından veya işin erbaplarından öğrenilmesi. ☆ Din var diye ahlakın bir ihtiyaç olmaktan çıkmaması. Asıl insanlığın dinden değil, ahlaktan geçtiği. ☆ 12 ay boyunca küfürden ve başka kötülüklerden uzak durulması. ☆ Tamamen içinden geliyor diye yapılması. ☆ 12 ay boyunca iyiliği, yardımı, merhameti sabit ve kalıcı hâle getirmek. ☆ 12 ay boyunca yoksulun halinden anlamak vs. bunları yaparken FOTOĞRAF ÇEKTİRMEMEK. Çünkü islam benim bildiğim kadarıyla ince düşünmeye ve nezakete yönlendiriyor. Sağ elin verdiğini sol el bile bilmeyecek. İnsan onuruna ve gururuna çok önem veriyor. Yardım ederken bile üstünlüğün olmayacak. Unutacaksın, unutturacaksın. Yardımı, mağdur etmeye çevirmeyeceksin. Maddi durum yetersizliği onurla ve gururla paralel işleyen değerler değil. İnsan sevgisi ve insan
Hayata Dair