Bazı şeyleri suskunlukla geçiştirmek hayatımın mottosu olmuştu ama bazen öyle bir noktaya geliyor ki insan sustuğu her şeyin üzerine yük olduğu ve bu yüklerin altında ezilmekten yorulduğunu anlıyor. Bir şeyler bana çok ağır gelmeye başladığında taşıyamayacağımı anladığımda hep kendime sığındım, kendi yalnızlığıma, sessizliğime. Çünkü etrafıma belli etseydim bu ağırlıkları onlar bunların altında ezilecek hatta yüzüme bakacak yüzleri bile olmayacaktı. Ama annemin bana bu hayatta hep söylediği bir şey vardı; “ Kızım, sana dikenle gelene sen gülle git. Gün gelecek o dikenin hesabıda sorulacak.” Ama diyemedim anneme; “ o uzattığım güllerin dikenleriyle kanattılar ellerimi.” Diye. İyi niyetim hep beni yarı yolda bıraktı. Vicdansız düşüncesiz biri olmayı da denedim sınırlarımı aşmalarına izin vermediğim zamanlar da oldu ama olmadı bende emanet gibi durdu kalpsiz biri olmak. Hep kendim olduğum sürece değerli hissedeceğime inandım. Ama çok büyük yanıldım. Kimsenin kalbini kırmamak için çok çabaladım. Kimine göre dünyanın en kötüsü de olabilirim ama bundan banane. Ben sizlerin doğrusu ile yaşamayı hazmedeli çok uzun zaman oldu bu yüzden hiç bir şeye tepki vermeyişim. Sizler bunları genişlik karaktersizlik ve hatta gevşeklik olarak adlandırmaya devam edebilirsiniz. Ama ben buna çok sakin bir sinir krizi diyorum. Belki de ilk defa bu kadar sert kelimeler kullanıyorum ama demek istediğim tek bir şey var; “ eserinizle gurur duyabilirsiniz. Çünkü beni siz delirttiniz.
Yapacağım her hareket, söyleyeceğim her kelime sizi rahatsız edecek biliyorum ama artık vicdanını kış uykusuna yatırmış biri olarak karşınızdayım uzun bir süre kendisine ulaşılamayacaktır. Bugün çok güzel bir şey duydum çok naif birinden, “Kalbini sessize almak.” Evet yanlış okumadınız kalbimi süresiz olarak sessize