Beni bu hisle yaşatmayan, bu hissi benim içimde yaşatan dünya seni benden aldı.
Dinle beni deniz gözlü yabancı.
Kaçtığım yerler hep deniz kenarları.
"Yara izi olsam taşımaz mıydın beni teninde?"
Göğsümde, Pars.
Hiç geçmez izi, iyileşmez yarası.
Ve onunla yüz hayat yaşasak,
Biri yetmişti.
Yeniden doğup yeniden ölsek birlikte?
Birlikte… Neden değiliz birlikte?
Aldığı hiçbir nefesi,
Son nefesi.
Benim için vermezdi, bilirdim.
Benim için vermişti.
“Bir şey daha," diye mırıldandım ve bakışlarım aynı yerde dikilen dört erkek arasından mavi gözlü olanı buldu. "Adın ne?"
Bir saniyeliğine çarpık bir şekilde güldükten sonra okunamaz bir ifadeyle gözlerime baktı. Gözleri masmaviydi, karanlığın içinde bir deniz olduğunu düşündürecek kadar, dalga seslerini kulaklarında çınlatıp seni bir şizofrene çevirebilecek kadar, çok bakarsan seni o denizin içinde boğabilecek kadar.
"Pars," dedi.
Ateş olmak istemiştim. Meğersem Tanrı beni derin okyanuslarında boğmak istiyormuş… Kıyametimin adını böyle öğrendim.